Fotoğrafium Yarışma açmış :)

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D KitManfrotto 055XProb tripod ve Kata123Go-30 fotoğraf çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

Sunset in Egirdir

Eğirdir Gölü, Isparta…

Saylanmaz!

Nilüfer dinliyorum, kafam dumanlı.

Hani giderken bana demiştin ya sen, yolcu yolunda gerek…

Çocukken saklambaç oynardık. Bir keresinde aynı yere saklandığım çocuk beni yola ittirip açık etmişti. Sobelenmiştim. O zaman öğrendim “Saylanmaz!” bir oyunu iptal ettirme yetkisine sahip en sihirli kelimeydi. Şimdi o vakitlerimden “çocukken” diye bahsedebilecek kadar büyümüş olan ben yediğim sobeleri sayıyorum. Hepsi vücudumun muhtelif yerlerine yerleşmiş bisiklet morlukları gibi kalbime kaydolmuş. Üstlerine basıp basıp arkaik bir haz duyuyorum. Bir acıseverin soslu satırlarını okuyorsunuz siz de.

Kaç yılda tükenir bir ilişki? Kaç yılda bıkar da taraflar, kangren olmuş bir uzuv gibi kesip atarlar onlarca hatırayı? Kaç kavga silebilir ilk el ele tutuştuğunuz o karanlık caddeyi? Hangi uyuşuk alışkanlık yerini tutabilir ilk sohbetlerin kem-küm telaşını. Eli ayağı bir yere koyamamanın verdiği heyulayı, biteviye heyecanı. O heyecanın arasına sokuşturulmaya çalışılan iki saçma espriye gülücük eklemenin ezilmişliğini. Karşı tarafın o ezilmişliğe gülüşünü espriye yormanın iyimserliğini. O iyimserliğin peşine takılan “ulan her şeyi berbat ettim” kötümserliğini…

Ve kaç ayrılık yeniler ikinizi, her biri ayrı ayrı yenik düşürürken yüreğinizi.

Şimdi elini tuttuğun sevgili, en değerli şeyindir senin. Kristal bir vazoyu taşır gibi taşımalısın yüreğini. Kırmayacak kadar narin, düşürmeyecek kadar güçlü tutmalısın ellerini.

Ve biliyorum bu sözler de boş gelecek sana.

Ve biliyorum çünkü sen bir ilişkinin sonuna yaklaştığını hissediyorsun.

Ve biliyorum yine de umursamıyorsun.

Ve bilmiyorsun umursamadığın şeyleri gerçekte unutamayacağını.

Unutamazsın, ya da aslında bir süre hatırlamazsın. Sonra bir gün, öylesine yolda yürürken… Kalp krizi gibi gelir, oradan böğrüne yükselir, boğazından kusar gider hepsi. Kusunca da bitmez ha. Nöbet olur gece gündüz kovalar ardın sıra. Aydınlatma direklerine tutunur ağlaya ağlaya kendine anlatırsın bütün bir ömrünün en güzel 45 saniyesini.

Nefret etme noktasına geldiğinde bile aklının bir kenarında o en sevdiğin halinin fotoğraf karesi piç gibi sırıtıyor ya… Ben o hisse bitiyorum arkadaş. Aklın kaç türlü oyunu varsa, hepsine mantıklı bir açıklama bulabilirim, ama sokakta gördüğün alelade bir surata onun suretini iliştirmenin mukayese etmenin mantığını çözemedim. Takılıp kalmak mı bu?

Arızalı mıyım ben? Üstünden geçen bir ton şey neyin nesiydi o zaman? Orada burada edilmiş sohbetlerde ortaya atılmış ama filiz vermemiş flört tohumları neydi? Kilometrelerce teptiğim yollar neyin nesiydi? Verdiğim onca emek nereye gitti de ben hala o ilk kaybettiğim emeklerimin arkasındayım?

Gene mi biri itti beni bu yol ortasına. Gene mi sobelendik anasını satayım. Yok arkadaş! Saylanmaz! Benim canım yandı bu oyunda. Ta en başından en doğru kararları verdiğim en doğru insanları tanıdığım yeni bir hayata sıfırdan başlamak istiyorum ve bu kez saklanmadan ve sobelenmeden yaşamak istiyorum.

Neysem oyum, değiştiremem. Kimse değiştiremedi, kimseyi de ben değiştiremedim.

Hani giderken bana demiştin ya sen, yolcu yolunda gerek.

Yolun da… Yolcunun da…

Sağlıcakla

http://fizy.com/#s/1agmiv

Sınırlı bir yaşamda başarının sırrı

Bu konuşmayı Steve Jobs’a veda etmek için duygu sömürüsü için falan paylaşmadım. Aslında koyu tuttuğum yerler ve genelinde tüm metin bize çok büyük dersler veriyor. İçimizdeki sese kulak vermemizi hayatın kısa olduğunu ve insanın tek yatırımı olan hayallerine yönelmesi gerektiğini fısıldıyor.

Bizim liderlerimiz ya da başarılı girişimcilerimiz genelde kendi ideolojilerini ve yaşam felsefelerini methetmek için toplantılar düzenler konuşmalar yaparlar. Ben henüz şu konuşmadaki kadar insan özgüven aşılayan bir ruh yakalayabilmiş değilim. Bizim liderlerimiz, kanaat önderlerimiz kendiegolarını tatmin etmek peşindedir çünkü.

[Read more...]

Otomobil ve Cep Telefonu Lükstür!

Devletin son vergi zamlarından çıkarabileceğimiz sonuç budur. Türkiye’de bundan böyle otomobil ve cep telefon u lüks tüketime girer ve ekstra vergilendirmeye tabidir.

Maliyenin temel kurallarından biri vergilendirmeyle ilgilidir. Özellikle Keynes sonrası dönemde devletin piyasaya dahlinin tek yolu vergiler olmuştur. Verginin temel fonksiyonu artışlarla talep enflasyonunu düşürmek ya da durgunluk dönemlerinde indirim, muafiyet ve yeniden yapılandırmalarla talebi canlandırmaktır. Liberal devletin piyasaya müdahale enstrümanı vergidir.

Son gelen astronomik vergi zamları Türkiye’nin enflasyonist politikadan vazgeçme amacına hizmet ediyor. Otomobil, cep telefonu, alkol, sigara gibi tüketimi günden güne artan ürünlere olan talep kısılarak enflasyona uğraması engellenmeye çalışılıyor. Ancak tüketime yoğunlaşmış Türkiye gibi ülkelerde bu gibi kriz dönemlerinde üreticinin ekseriyeti vergi zamlarını daha az kar ederek absorbe etmeye çalışır. Bu sayede fiyatlar genel düzeyinde çok büyük bir artış yaşanmaz ancak bu süreç hem tüketiciyi hem de üreticiyi olumsuz etkileyecektir.

Yurtdışı üreticinin fiyatlandırmada indirime gitmesi pek de mümkün olmayacağı için yerli işletmeler küçük karlarla kazanç elde etme yoluna gidecek bu da iç arzı kamçılayarak cari açığın daralmasına katkıda bulunacaktır. Piyasa açısından bakıldığında vergi zammını böyle okuyabiliriz. Ancak devlet aldığı vergilerle de cari açığı kapatma yoluna gidecek ve kamu iç borç stoğu gibi kalemlere ödeme yaparak sürece farklı bir konumdan dahil olmak isteyebilecektir.

Öte yandan dünyanın genelinde yaşanan büyük bir durgunluk söz konusu. Dünya çapında talebin bu denli düştüğü, işsizliğin arttığı bir dönemde (Wall Street çalışanlarının bile greve gittiğini düşünürsek) Türkiye’de yapılan bu vergi zammının ekonomik talebi düşürme riski de açıktır. Buguüne kadar “alın verin ekonomiye can verin!” şiarıyla hareket eden bir iktidarın şimdi insanları tasarrufa teşvik edecek mali politikalar gütmesi de elbette bir çelişkiye işaret ediyor. Eğer bu kısa süreli bir yaraları sarma paketiyse söz konusu yaralar sarıldıktan sonra geri alınmalıdır. Çünkü orta ve üst orta sınıfın yaşam standardını düşüreceği açık olan bu yeni vergilendirme sınıflar arası ekonomik uçurumu da artıracaktır. Bu durumda bu zammın kısa süreli cari açık hedefine ulaşıldıktan sonra geri çekilmesi ve ya revize edilmesi ihtiyacı doğmaktadır.

Eğer devlet ya da hükümet talebi kontrol altına alma amacından sapıp vergileri halkın üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandırmaya devam ederse bunun sonu dünyadaki durgunluğun Türkiye’ye sıçraması ve Enflasyon-Deflasyon krizi olacaktır.

Devlet kısa vade için (6-9 ay) Türkiye sathında cep telefonu ve otomobil’i lüks tüketim sınıfına sokmuştur. Temennimiz bu sınıflandırmanın sözkonusu kısa vade boyunca geçerli olup daha sonra ortadan kaldırılması olacaktır.