far away
4 Mar
oldukça karanlık bir gecenin ortalarına doğru yazılmış, olabildiğince yalın bir yazı. seni özledim. şu anda seni çok özledim.
gezdiğimiz yollar, konuştuğumuz konular, oturduğumuz banklar…neden aklımdan bir türlü çıkmak bilmiyor? bilemiyorum. neden 2. sınıf aşk romanlarındaki kadar hayalperest ve aptalım ki? neden “senden bir kaçış varsa bile kurtuluş yok”?
yaşlandım ve yoruldum son 1-2 sene içinde. çokça eksildim kendi içimde. gözüm kesmiyor artık sil baştan’ları, yeni başlangıçları… ağlamak isterdim belki halime lakin..”gözlerim bitti” derler ya. gözlerin ve sözlerin bittiği bir uçurum kenarında hissediyorum kendimi
onca umudun, hayalkırıklığının ardından neden hala seni düşünüyorum? neden hala seni özlüyorum ben? sen benim gibi bilmemkaç hikayeyi eskitmişken -belki-; ben neden ardımda bırak(a)mıyor, eskitemiyorum seni?
seneler önce ilk gidişinde dinlediğim şarkıları dinliyorum yine. bir başka mart ayının başında yine acı çekiyorum. daha acı çekeceğim çok aybaşları, aysonları, mevsim sancılarım var. hiç gerçek olmayacak bir hayalin içinde hapsolacak ve o hayale aşık olacak kadar aptalım ben işte.
hepsi bu.
now every word is like a knife, but the silence cuts you twice…
ı ıh…olmamış
3 Mar
intro’suyla içimde bir umut oluşturan we could be the same 45. saniyesinden itibaren çekilmez bir üçüncü sınıf rock parçasına dönüştü. ingilizce bilmeyen vokalin no meadır vat dey seay diye terennüm etmesi iyice kulak tırmaladı.

şarkının nakaratı yok,sözler ilk dinlemenin ve trt kaydının etkisinden olsa gerek anlaşılmaz. ayrıca ingilizce şarkıya göre fazla uzun dizeler var. grup normal şarkıları erovizyon şarkısı dediğin şeyin bir sene boyunca milletin ağzından düşmeyecek sloganist bir nakaratı olmalı. ama yok, manga’nın bu şarkısında ne intro ne outro ne chorus ne bişey…
müzikal altyapı zayıf, manga kalitesinden eser yok. öyle boş kaldıklarında eğlencelik yazdıkları bir şarkı gibi duruyor. ritm oldukça ağır, kitleleri coşturacak pogo yaptıracak biratmosfer yaratmıyor. şimdi gene her zamanki geyikler döner, ozan çolakoğlu gelecek de şarkıyı “milli” motiflerle süsleyecek.
erovizyon’a bu milli bakışla gitmemiz zaten işleri rayından söküp atıyor. katılımcılar trt’den para koparmak için albümlerine kafalarına silah dayasan koymayacakları şarkıları veriyor. bizimkiler de bayrak sallamaya en dandik şarkılarla erovizyona gidiyorlar.
sen bir kadın çizeceksin’i yaz, dünyanın sonuna doğmuşum’u yaz, her aşk ölümü tadacak’ı yaz, sonra git no meadır vat dey sey diye erovizon için saçmala. yani bunu yap da para için yaptığını bu kadar belli etme be manga!
avrupa’ya kaliteli işleri götürmeyip böyle maymunlukları gösterdikçe adamlar daha bizimle çok dalga geçer “siz deveyle mi seyahat ediyorsunuz” diye. bu şarkı 2000′lerin başından kalma eski özenti bir iş. başka bir şey değil.
bu işi layıkı vechiyle yapan tek katılımcı mor ve ötesi’dir gözümde. deli gibi bir tane daha şarkı yazsınlar, -hem türkçe, hem anlamlı, hem müziaklitesi güçlü…- ben de bir daha kimseyi eleştirmem.
gece gece asabiyet sahibi yaptınız lan beni!
ivedik 3: diğer ikisinden iyi, yahşi batı’dan kötü
24 Şub
serinin üçüncü filmi vizyona girdi. hatta çıkmaya yaklaştı. dünyanın en iğrenç adamı recep ivedik, 2 filmde yakaladığı gişe başarısını üçüncüde perçinledi. filmin ilk bölümünde kalite çıtası biraz daha yükselmiş gibi görünse de ikinci bölümde eski ivedik üslubu(!) söz konusydu.

o gün pek de sinema heyecanıyla yanıp tutuştuğum bir gün değildi. akşamüstü iş dönüşü sıkıcı bir atmosfer vesaire, vesaire… telefonuma gelen mesaja şaşırdım. “iwedik 3′e gidiyoruz biletini aldık yarım saate akm’de ol :)”
daha önceki filmleri kaçak yollardan izlemiştim. şimdiyse ilk kez bir recep ivedik filmine 6 liramı feda edecektim. saati geldi grupla birlikte yerimizi aldık.
efendim bunca uzun girizgahın ardından klasik eleştirmen moduna girelim. recep ivedik malumunuz absürt komedi tarzında bir film. fildmeki pek çok espiride bu absürtlüğe yatkın şekilde işlenmiş. arada denk gelen bir kaç güzel espride aratılarak ziyan edilmiş. yine ivedik 3′te bütün espri fragmanda harcanmış.
hiç iyi yanı yok muydu derseniz; bu kez bir olay örgüsü vardı. rastgele yazılmış bir film değildi. belli bir neticeye vardı ve yine togan gökbakar’ın imzası olarak sonu duygusal bitirildi. ayrıca filmin ilk yarısındaki esprielr genel anlamda komikti. recep ivedik’ten beklenmeyecek bir performanstı. özellikle terapi ve kütüphane sahnelerini beğendim. açılış’taki kadın günü sekansı da iyiydi.
ancak 2. bölüm de klasik ivedik tarzı komedi(!) öğeleri kullanılmış iğrenç sahnelere izleyenlerin gülünmesi istenmişti. sırf filmi uzatmak için olmadık skeçler eklenmişti. 2. bölümünde çıkasım geldi, ama özentilik yapmamak için çıkmadım.
özetle; recep ivedik 3, dünyanın en iğrenç adamının anlatıldığı diğer 2 filminden bir parça daha iyiydi. ama eşeğe altın semer vursan yine eşek. hiç bir zaman bir cem yılmaz filminden daha “kaliteli” olamaz.
dipnot: filmden anlıyoruz ki recep galatasaraylıymış, bu nasıl gönderme lan :)
emreaydın strikes back!
23 Şub
“adam olmaz senden” triplerine girip sırf bu tavırdan bir albüm çıkaran adam emre aydın, bu kez namluyu yüreğimizin en karanlık tarafına, yalnızlıklarımıza doğrultuyor.

şunu belirtmek gerek, resmi fan club tarafından sızıdırılan yeni albüm parçası “beni unutma” sound olarak eski albümün oldukça ötesinde. daha daha kaliteli müzikler dinleyeceğimizin habercisi olmuş. emre aydın 2. albüm için kendini geliştirmiş dedirtiyor. sözler genel emre aydın karamsarlığında. insanın boğazına birşeyler düğümlerken bir anda yükselen ritmleriyle üst perdeden “yoksun” diye haykırarak dışarı atıyor biriktirdiği yoğunluğu.
ama şarkıda yine emre aydın türkçesinden güzide örnekler mevcut. “nunutmaaa, hımmeni nunutmaa” diye bağırması 2-3 dinlemeden sorna kulak tırmalıyor. biraz büyü artık emre. müziğin büyüdü, yorumun da büyüsün artık. bizimle yaşlandın, biz de seninle…
bugün dağıldım, bugün yoktum.
ömrüm dedim, kat izlerin hep.
ömrüm, ömrüm yokluğun.
bugün siyahtım, bugün bıktım
ömrüm dedim kül izlerin hep.
ömrüm, baş ucunda unuttun.
yoksun, yoksun yanımda.
geçecek demiştin ya,
geçmedi duruyor hala.
yoksun, yoksun yanımda.
bu puslu kalanlarda,
yoksun yanımda.
unutma, beni unutma.
bugün pustum, bugün korktum.
ömrüm dedin son sözlerin hep
ömrüm, ömrüm yokluğun.
bugün üveydim, bugün kıştım.
ömrüm dedim sen istedin hep,
ömrüm, sen vuruldun.
yoksun, yoksun yanımda.
geçecek demiştin ya,
geçmedi duruyor hala.
yoksun, yoksun yanımda.
bu puslu kalanlarda,
yoksun yanımda.
unutma, beni unutma.
Mystique tema yayında :)
23 Şub
blog’un görünümünde anlık bir değişimin yanında demokrasi ilan etmiş bulunmaktayım. artık hangi görünümü seçeceğinize kendiniz karar verebileceksiniz. ama temaları ben belirleyeceğim. nihihi :)
ilk olarak eklediğim bu “mistik” tema şu anda kullandığım rainbow temasının koyu renklerle yeniden düzenlenmiş bir versiyonuna benziyor. ayrıca modüller bakımından rainbow temasından daha zengin ve görünüşü oldukça kibar.
“Changing Room”dan kendisini deneyebilirsiniz :)
kendi blog’unda bu temayı görmek isteyenler buraya İndir deyip kendisini indirebilirler
bu kadar…
p.s.: Changing Room en son yaptığını tercihi hatırlar ve siteyi son tercihinizle açar.
olması gerektiği gibi olan program : JDownloader!
21 Şub
Bu sıralar çok partlı pek çok dosyayı (film, program vs.) indirirken karnıma giren ağrılara java fincanında bir çare buldum. Süre engeline takılmadan, premium hesap hızında download yapmamızı sağlayan üstün br program. Hem de sistem kaynaklarını sömürmeden, ağı yavaşlatmadan çalışıyor.
Yazının Devamını Getir >
Kurtlar Vadisi Gladio’yu İzledim
21 Şub
Kurtlar’ın son macerası Gladio’yu vizyonda izleyemedim. Ama DVD’sini edindim ve bir gece sabah karşı biraz da önyargılarımla beraber seyrettim.Harika. Tek kelimeyle harika bir film.DVD ve VCD’si çıktı. Henüz izlememiş olanlar, alın izleyin.

Açıkçası Kurtlar Vadisi Pusu’nun verdiği ifrit duygusuyla ön yargılı izlediğim filmi genel anlamda Pusu ve Gladio’yu karşılaştıran bir gözle takip ettim. Ama başta da dediğim gibi Pusu ile hiç alakası olmayan harika bir film.
Sadullah Şentürk’ün Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde gösterdiği düşük performansın üstüne ilaç gibi bir film öneriyorum; Kurtlar Vadisi Gladio. Gerçekten de hem yönetmenin hem de senaristlerin bir süredir kendilerinden tiksinme noktasına getiren senaryo ve reji anlayışlarının çok uzağında yapılmış bir işti.
Film Özal’ın şaibeli ölümünü, Cem Ersever suikastini, 28 şubat’ı ve Sarıkız darbesini içeren süreçte bu sürecin baş aktörlerinden biri olarak lanse edilenİiskender Büyük’ün devlet içindeki konumlanışını anlatıyor.
Kurtlar Vadisi Gladio’da eski Kurtlar Vadisi tadını aldım. Filmdeki tüm karakterleri bir şekilde gerçekle bağdaştırabilmek mümkün oldu. Notacı paşa, Yetim paşa, Bülent Fuat Aras, İskender Büyük ve savcı karakterleri gerçekleriyle tam anlamda örtüşüyordu.
Prodüksiyon anlamında Şaşmaz Biraderler yine kaliteli bir iş çıkarmışlar. Bu filmden çıkardığım yegane sonuç Pana Film’în daimi senaristleri bir süre dinlenip kafaları rahatladığında gerçekten iyi yazabiliyorlar.Diiyalogları yerli yerinde ve tamamlayıcı, olay örgüsü mantıka uygun, süre uzatmaya yönelik hatalara düşmeyen, reji olarak bakarsak da kamera açıları sürükleyici, merak öğesini tam anlamıyla taşıyıp izleyici son ana kadar kendine bağlayan bir macera filmi izledim.
Filmde tek göze batan husu -ki o da Pusu ile mukayese ederek gittiğimden- İskender bunca icraati yaparken ne ara Polat ve ekibine musallat oldu? Şayet Sarıkız darbesi esnasında ise tarihler birbirini tutmuyor. O noktada kafam karıştı ama velveleye vermedim.
Film görevi herşeyden üstün tutan bir adamın bile bir kadın karşısında nasıl dizlerinin bağının çözüldüğünü iyi aktardı. Kimileri buna İskender’in aptallığı/senaryo aksaklığı gözüyle baksalar da bu iyi bir senaryo detayıydı.
Bu arada Fuat Aras’ın ölmeden evvel adalara gidişi sanırım serinin ilk dizisine bir göndermeydi.
Film’de Özal’ın ölümü, Fuat Aras’ın CNN Türk’deki haber bandının içinde İskender tarafından farkedilmesi, Ersever-İskender diyalogları ve Ersever suikastı sahneleri tam anlamıyla enfesti.
Öte yandan film 90′lı yılların havasını da başarıyla vermiş. Binalar, ev gereçleri, mobilyalar, otomobiller ve kıyafetlere varana kadar bütün detaylarıyla o dönemi yaşatmayı başarmış. Manda kasa mercedes vardı bu filmde. Daha ne isterim bir 90′lı yıllar çocuğu olarak! :)
Müzikler harikulade. Film içinde o kadar iyi oturtulmuş ki dizideki gibi rahatsız etmiyor. Gökhan Kırdar bu soundtrack işini götürdü hacım. Adam enstrumanların yeni piridir benim için.
Tabii ki filmin başrol oyuncusu Musa Uzunlar…Etkileyici bir performanstı, hem gençliği hem yaşlılığı hem de huzurevi sahneleriyle. Ayakta alkışlıyorum.
Pusu’yu 80. bölümü itibariyle bırakmış biri olarak, Pana Film ekibine hakkını teslim etmeliyim. Kafaları rahat olunca çekimlerde acele etmeyince gerçekten eskisi gibi iyi işler çıkarabiliyorlar.
DVD ve VCD’si çıktı. Henüz izlememiş olanlar, alın izleyin.


