
kendi hesabıma tekelcileri hakkındaki görüşüm budur. son dönemde ak parti’yle çok mezvuda karşı karşıya gelmiş ipleri kopartma noktasına varmış olsam da bu mevzuda arkalarındayım.
gün oluyor, sıkışıyorum paraya. üç işte birden çalıştığım oluyor. aldığım para 400 tl’yi geçmez. bu adamlar binlerce tl’yi cebe indirip yatarken ben neticemden ter akıtarak ufacık bir kaynak yaratmanın derdindeyim. ve şimdi bu adamlar üç paralık devrimci jargonuyla “haklarını” istiyorlar.
kıdem tazminatlarını almışlar; açlık grevine, iş bırakmaya gidiyorlar. iş bırakmak için önce çalışmak gerekir. bilmelerini isterim.
bu memleket hep böyle. kuyruğuna basana kadar hukuk yok. basıldığında “adalet, eşitlik” diye ağlıyor herkes. send arbe planlayacaksın, bunun için raporlar hazırlayacak toplantıalr düzenleyeceksin, içeri alınınca da hukuk diyeceksin.
tekel işi de buna benzer seyrediyor nedense, aylarca hatta yıllarca benim elektrik senin su faturandan toplanan onca parayı cebe indiren işçinin aklına şimdi özgürlük eşitlik geliyor.
gençten iki-üç sünepeyi arkalarına takmak için de ordan burdan apartma bir devrimci jargon atıyorlar ortaya. komedinin büyüğü, sendikacılığın daniskası.
tekelcilere sözde “hakları” verilirse, bundan sonra su faturası ödemeyeceğim. götünü devirip bin küsur lira maaş almak işçinin hakkıysa, bedava su da benim hakkım!