benim toygar ışıklı için değerlendirmem budur. özellikle solo albümünde yakaladığı söz-müzik uyumu, melankoli ve aranje kalitesi de bunu n kanıtı olmuş. umarım yaşlandıkça sezen aksu gibi komplekse girmez.
uzun süredir merakla beklediğim albümünü tam da hayranlarının hislerine tercüman olacak şekilde “sonunda” adıyla çıkardı.
kapak çok klasik olmuş. kartoneti görmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. ama toygar gene yakışıklı çıkmış. sezarın hakkı sezara
bu arada bir konu da şu. biz millet olarak kemandan pek hazzetmeyiz. toygar ışıklı yaptığı dizi müzikleriyle bu önyargıyı yıktı. o “gıy gıy” kemandan ne şaheserler çıkabileceğini kanıtladı bize.
albümü genel anlamda beğendim. tracklist bildiğimiz toygar ışıklı şarkıları olsa da hepsinin altyapısı aranjesi değiştirilmiş, aynı şarkılardan farklı tadlar almamız sağlanmış yani sanatçı dersine iyi çalışmış.
yaprak dökümü’nün sezon finali fragmanlarında duyduğumuz “yorulduuum” diye haykırdığı parça gönlüm göçebe çok vurucu sözlere sahip.
yalın ayak dikenlere,taşlara basa basa yürüdüm
bu yükü sırtımdan attım
aşkın gürültüsüyle sağır oldum yoruldum.
sen eşittir ben : tam bir yaz şarkısı olmuş. dönem dönem ecnebi müzisyenlerin de denediği bir tür olan, hayranla sohbet havasında yazılmış bir şarkı. bizde de duman “en güzel günüm gecem” şarkısıyla buna benzer bir iş yapmıştır. nakaratta bir anlatım kargaşası yaşansa da huzur veriyor. ben bile bir gün toygar ışıklı’yla yemek yiyeceğim günü düşündüm dinlerken. kim bilir kadın dinleyici ne hale gelmiştir. “ayh yirim toygaar!”
hayatının kitabı mutluluksa
sardunyaları mırıldanıyorsan
deniz görmeden yaşayamıyorsan
sen eşittir ben demektir..
sen bilirsin: bu şarkıyı yalın okusa fark etmezsiniz. ama toygar ışıklı’nın o narin sesinde çok güzel bir hava estiriyor. ben akustik versiyonunu daha çok beğendim. hep melankolik şarkılarla ön plana çıkan bu adam hareketli şarkıları da becerebiliyor demek ki. güzel.
sen bilirsin gelme bitsin
yol çok uzun demiştim
belki hayata zor yetiştim
ben hayatın mağlubuyum: geçen hafta aşk-ı memnu’da beşir-nihal veda’sında çaldılar bu şarkıyı. tam da oturdu beşir’in çaresizliği üzerine. “derin sevdaları” beceremeyip bir yere çöküp kalanlara armağan edilebilir. hani kız döner de şey der ya “seni çok seviyorum….canım arkadaşım.” işte oradaki “arkadaş”ların marşıdır bu.
tebessüm: yaprak dökümü’ndeki mutlu sahnelerde verilen bu şarkı albümde çok farklı bir altyapıyla çalınmış. pop-rock tınılarındaki şarkı sözlerindeki didaktik ve umutlu havayla klasiklerin dışına taşıyor.
bana her şey uzak: yine yaprak dökümü’ndeki naif versiyonunun aksine davullar ve bas gitarla renklendirilmiş bir aranje.
ninni: menekşe ile halil’in resmi ninni’si. o başındaki gitar soloyu yaylıların girdiği ortadaki araya da koysa daha iyi olurmuş sanki. ya da ben o kısma bayıldığım için daha çok duymak istiyorum
gecenin hüznü: dudaktan kalbe OST track 1. ama albümdeki versiyonunda başta çalan o kemanlara hasta oldum. bir de ruhum kelimesi bu kadar mı güzel okunur be kardeşim.
yok ellerimde aşk
sevmek bana yasak
yine bak ruhum eriyip gidiyor
yavaş yavaş
çok geç: albümde melankolinin zirve yaptığı şarkıyı sona koymuşlar. böyle de vurulmaz ki be abicim. tam böyle mutlu mesut bitirecekken yamultmak olmaz ki. neyse neşeli bitirelim toygar “beklemekle diner mi sızım” derken sesi klarneti andırıyor
bir günüm daha geçer mi sensiz darmadağınım,
yapayalnızım, sığındığım limandı bu aşk,
nolur kalbine bir bak,
ben oradayım..
yaz gelirken kaliteli albümlerin gelmesi sevindiriyor beni yolda, okulda, sahilde, rıhtımda dinlenecek güzel şarkıların olması güzel. toygar ışıklı’nın sonunda’sı genelde hüzünlü şarkılar içerse de insana çile çektirmeden dinlenilebilir müzik sunuyor. bu da onu sezen aksu’ya benzetmeme sebep oluyor ya neyse. bak hüzünlü şarkılar deyince cemal süreya geldi aklıma. hadi onunla kapatalım bu albüm yazısını.
Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk
Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğunun ellerini tutmuş
Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel
Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel