Posts Tagged ‘90′lar’

  • Bir keskin kalem, bir kırık gözlük

    0

    Ben bir kadın olsam… Seven bir kadın. Sevdiğim adamın parçalanışına evimin camından seyirci kalsam… Ayda bir defa pikniğe gittiğimiz arabanın içinde yok oluşuna tanık olsam… Sabahları pürtelaş işe yetişmeye çalıştığımız, soğuk havalarda marş almayan, servis masrafını gazeteden gelecek paradan ayırdığımız arabanın sadece bir çamurluğu kalsa geriye, hayat arkadaşımdan…

    Çıldırırdım!

    Türkiye de 90’ların karanlığında çıldırdı. Türkiye toplumunun en saygı değer insanları gözlerinin önünde öldürüldü. Ülkenin belki de en zeki insanları yok edildi. Parçalandı. Geriye onların iddialı sözleri, cesur gözleri ve bir kaç kitap kaldı.

    Cumhuriyet, uzun süredir takip ettiğim bir gazete değil. Fazla sert bir çizgide gidiyor. Velakin 80’ler ve 90’lar Cumhuriyet için belki de altın çağ denilecek yıllardı. O yıllarda babamın elinden düşmezmiş. Annem anlatır. En çok da Uğur Mumcu’yu okurken oturuşunu düzeltir,  boğazını temizler, şaşırmış ürkmüş halde mırıldanırmış.

    Uğur Mumcu’yu öldüğü zaman ardından yakılan o meşhur türküyü söyleyen kişi sanırdım ben. Uzun süre Selda Bağcan’ın Uğur Mumcu olduğunu düşünmüşüm. Çok sonra ağlayan insanların televizyondaki görüntüleriyle tanıdım onu. Bilmiyorum… Belki babamdan bir miras alma hevesi belki boş zamanların doğurduğu merakla, yıllar önce yazdığı yazıları okumaya başladım.

    Mumcu 80’lerin sonunda yazdığı yazılarda kontrgerillayı, ergenekonu ve diğer çeteleşmiş, kanserleşmiş derin devlet yapılarını açıklıyor, pek çok toplumsal olayın bir numaralı sanığı olarak onları hedef gösteriyordu. Üslubundaki epik yön yer yer göze batsa da yazdıklarının içeriği gerçekten düşündürücüydü. Bugün bile pek çok araştırmacı yazarın belki korkudan belki bilgi eksikliğinden tam olarak tanımlayamadığı konularda deliller gösteriyor hesap soruyordu.

    Özellikle Kanlı 1 Mayıs hakkında yazdığı ve çok önemli sorular soran iddialı yazısı dönemin başbakanı İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nü suçluyordu. Bugün bu tarz olayları sorgulayabilecek bir aydın bulamıyoruz. Sorgulamaya kalkanlarında başına neler geldiği ortada.

    Derin Devlet, Kürt Sorunu konularında son derece dobra yazılar yazıyordu. Özellikle bugünün Irak Cumhuriyet’inin idaresini elinde bulunduran Barzani ve Talabani’ye yönelik iddiaları ve sunduğu deliller büyük ses getirmiş bu şahısların Kürt Sorunu denkleminden çıkarılmasının önemine işaret etmişti. Ele aldığı konular 2000’li yıllarda daha yeni yeni konuşulmaya başlamışken o 80’lerde bunların sorunlu noktalarını tespit etmiş ve çözüm önerilerini ortaya koymuştu.

    Ölümünden önce kapsamlı bir Kürt Sorunu çalışması yapıyordu. Nitekim yarım kalan notlarından oluşturulan kitapçıkta büyük Kürt aşiretlerinin soy kökenleri Kürtlerin Osmanlı’dan Cumhuriyete siyasi alandaki faaliyetlerinden başlayarak sorunun teknik çözümlemesini sunmaya çalışacaktı. Ama olmadı.

    Ben bugünlerin çözümlemesini yapmak için dönüp Uğur Mumcu’nun konuyla ilgili yazdıklarını okurum. Bu hem düşüncelerine duyduğum derin saygının bir ifadesi hem de babamı yad etmenin en uygun yolu oldu. Mumcu’nun çözümlemeleri bugün olayın içinde olanların bile yapamayacağı kadar geniş bir sahaya cevap veriyor.

    Ve tüm delilleri bir kenara koyarsak sadece onun yazdıklarına bakarak şuna inanıyorum. Mumcu’nun katili o hizbulbilmemne örgütü falan değil. Zaten o da yazılarında İslami Terör Örgütü ve sair oluşumların kontrgerilla kontrolünde faaliyet gösterdiğine işaret ediyor.

    Uğur Mumcu benim babamdan aldığım bir miras gibi. Onun keskin zekası, ileri görüşlülüğü ve azmiyle yolumu aydınlatmaya çalışıyorum. Ve dilim döndükçe aklım elverdikçe düşünmeye ve düşündüğümü açık yüreklilikle söyleme gayretini onda buluyorum.Bu ülkenin seven kadınları bir daha çıldırmasın diye, pikniğe gittikleri arabaları ve içinde sevdikleri adamları parçalanmasın diye.

    Bir keskin kalem bir kırık gözlük aşkına…

  • Bizim Nesil

    0

    http://2.bp.blogspot.com/_IeB98zAi6NM/S7IvI_ya5EI/AAAAAAAAAkk/fnzze6FZW-Y/s1600/14050-90lar_parti_dj_hakan_kufundur-1.jpgBiz apartman çocuğu olarak büyüdük. Hayatımız da tıpkı odalarımız, eşyalarımız ve müstakil evlerden kırpa kıpa oluşturulmuş evlerimiz gibi sıkış tepişti. Birlikte büyüdüğümüz can kardeşlerimiz olamadı. Genelde birbirini hiç tanımayan bir dolu insanın üst üste oturduğu binalarda, sessiz sedasız geçirdik ömrümüzü.

    Evet! Sessiz sedasız derken tam da bunu kastediyorum. Dilediğince konuşamayan, bağırış çağırış oyunlar oynayamayan bir nesil olarak yetiştik biz. Bisikletlerimiz ya gardıropların tepesinde ya izbe kömürlüklerde çürüdü. Bir gün onlara binip gezmeye yeltenirsek bir kamyonun altında kalacağımız korkusuyla yetiştirildik çünkü.

    Şehir bizi çoktan ezip geçmişti. Sonraları anladık.

    Ses çıkarması yasak, konuşması sadece izin verildiği sürece mümkün bir dolu insan yetişti 90’larda. Köyden kente göç, en kuvvetli darbesini çocuklara vurup gitti. Dikkatli bakarsanız 80lerde çocuk olanların hatıraları sokak üzerinedir. Dizindeki yaraların kabuklarını saklayanlar mı ararsın? Çocukluk aşkıyla öpüştüğü köşe başında yıllar sonra tekrar buluşan hınzırlar mı istersin? İlkokul arkadaşlarıyla bisiklet turları düzenleyenler… Daha neler neler.

    Bizim neslin hatıraları genelde televizyonda kaldı. Power Rangers, Action Man, BATMAN, Superman, Pokemon, Digimon ve diğer dijital canavarlara mahkum edildik. Çünkü sokak tehlikeliydi. Çünkü sokak hep kirliydi. Dışarı çıkmazsak, sokağa karışmazsak istediğimiz her şey alınırdı.

    Hayatta çok acemiyiz, bisiklete binmeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi hep sendeliyoruz. Arkamızda seleden tutan biri hep olsun istiyoruz. Bizim nesil topal yetişti anlayacağınız.

    Ve rahatlığımız da biraz bundan. Her şeyi koy vermiş havamız, mücadeleden kaçışımız yine bize özel yaratılan özel “ekosistemin” sonucu. Kavgaya karışmadığımız sürece problem yok bizim için, hayata dahil olmadıkça sorumluluk hissetmiyoruz.

    Şimdi kendi fikirlerimizi yine kendi özel odalarımızda (bloglar),  fikrimiz kabul görene kadar ismimizi söylemeden açıklama (sözlükler-forumlar) telaşındaysak sebebi yetiştirilme tarzımızdır. Bize her şeyin ilacı olarak gösterilen teknoloji, yine her şeyin ifade edilebileceği yegane yol olarak gösterildi.

    Bizim nesil 10 yıl içinde ülkede söz sahibi olacak. Bakalım her alanda susturarak, pusturarak, yasaklarayak yarattığınız bu yapay neslin bedelini nasıl ödeyeceksiniz büyükler! Merak ediyorum.