• işe yarar android uygulamaları – 2

    0

    bu başlıkla yayınladığım ilk yazıda android henüz 1.6 ve 2.1 sürümlerini yeni yayınlamış ve kendini belli markalar altında piyasaya kanıtlama evresinde olan bir mobil işletim sistemiydi. şu anda onlarca farklı model ve donanım skalası üzerinde gelişen ve mobil teknolojinin gelişimine öncülük eden bir işletim sistemi oldu. bu yüzden hem gelişen teknolojinin hem de değişen ihtiyaçların ılığında yeni bir işe yarar android uygulamaları lisetesi yapmanın zamanının geldiğine karar verdim.

    Market Enabler: Google’ın Android Market üzerinde yaptığı çalışmalar sırasında bazen en hayati uygulamalara erişmek mümkün olmayabiliyor. İşte bu durumlarda Market Enabler ile telefonumuzu Avrupalı bir operatörün sinyalini alıyormuş gibi gösteren uygulama bu sayede ülke bazlı sınırlamaları ortadan kaldırıyor. Ben özellikle burada önerdiğim uygulamalara markette rahat erişebilmeniz için öncelikle Market Enabler’ı kurmanızı öneririm.

    Barcode Scanner: İnternette yayınlanan bazı mobil uygulama ve linkler mobil cihazlara kolayca aktarılabilmesi için barkodlu olarak verilir. bu barkodları kameranızla okuttuğunuzda karşınıza download linki ya da ilgili site çıkar. İşte Barcode Scanner bu işi halletmek üzere hazırlanmış.

    Docs: Google Docs kullananları sevindirecek bir uygulama.

    Google Docs ile hazırladığınız metin belgeleri tablolar ve sunumlar aynı anda telefonunuza yüklenmiş oluyor. Böylece taşınabilirlik ve veri güvenliği de artıyor.

    Dropbox: Bilenler bilir Dropbox, bir bulut bilişim örneğidir. Size dosyalarınızı depolamanız için internet üzerinde ücretsiz olarak 2GB’lık bir alan sunar ve bu alana ister bilgisayarınıza kurduğunuz uygulamasından isterseniz web arayüzü üzerinden erişebilmenizi sağlar. USB Bellekleri tarihe karıştırma iddiası olan uygulamanın Android versiyonu da telefonunuzu özellikle fotoğraf, belge aktarımı gibi küçük işlerde USB bağlantısıyla uğraşmaktan kurtarıyor.

    Cardio Traner: Spor yapanları ve kilo vermeye çalışanları ilgilendiren bir uygulama. Telefonunuzun GPS alıcısını kullanarak katettiğiniz mesafeyi ölçen, kameranın alıcısıyla tansiyon ve nabzınızı kontrol eden, size zamanlanmış eğitim programları hazırlayan harikulade bir program

    fS: Sosyal medyanın yeni nimetlerinden olan soru sorma ağı formspring‘in gayrıresmi Android uygulaması. Son güncelleştirmelerle arayüz Twitter ve Facebook uygulamasıyla yarışacak düzeyde profesyonelleştirilmiş.

    Friendroid: Facebook tarafından satın alındıktan sonra kapatılması gündeme gelen Friendfeed için yazılmış bir uygulama. Uygulamayı çalıştırmanız için bir Friendfeed hesabınıza girip bir remote key tanımlamanız gerekiyor. Uygulamanın arayüzü kötü olsa da “hiç yoktan iyi” dedirtiyor.

    Ringdroid: Uzuuun şarkıların sadece nakarat kısmını zil sesi yapmak istiyorsanız Ringdroid işinizi görecek. Çok kolay bir arayüzü var ve verdiği sonuçlar tatmin edici.

    Quick Boot: ROOT edilmiş Android cihazlarını kolayca Recovery, Bootlader modlarına geçirmek için tasarlanmış bir uygulama. Biraz daha işin gelştirme yönüne bakanlara hitap ediyor.

    Applanet: Android Market’te bulunan ücretli uygulamaları kaçak olarak indirebileceğiniz biraz illegal kokular saçan ama çok cazip bir uygulama. Tabii ki uygulama markette yok! :) Uygulamayı indirmek için cep telefonunuzdan web sitesine girmeniz yeterli. Ancak aralıklarla siteyi pc üzerinden ziyaret edip Applanet’in online olup olmadığını kontrol edin zira uygulamayı geliştiren kişinin, sitenin ve kaçak uygulamaların yüklü olduğu server’ların sürekli ddos saldırısı altında olduğuna dair iddiaları var.

    Tüm uygulamalara (APPlanet hariç) Android Market üzerinden ulaşabilirsiniz.

  • bir çocuk sevdi…

    0

    Bir çocuktum, gördüm onu uzaklarda. İki kol aralığı mesafenin yıllar alacak kadar aralık olduğunu anladım. Gözlerimde yersiz bir keder, sahipsiz bir korku… Her şeye rağmen bir an gülümsedim. Sıcak sade ama yine de kuşkulu…

    Bir çocuktum, sevdim onu uzaklardan. Sanıyordum ki onun da özlemiydi sevmek, sevilmek. Ve kuytu bir gecenin sabahında yalnızca duygularıma soyundum kaldım. Sanıyordum ki onun da isteğiydi kendi duygularına sarılmak.

    Biraz çocuk biraz adam ve biraz da hiçtim. Biraz aşktan biraz hasretten biraz da vuslattan içtim. Sona geldiğimde elimde gözyaşından zaman demetleri, daha önce denenmemiş yeni bir yol seçtim. Şimdi bir elimde yarın öbür elimde dün…

    Kimse görmedi öylece yüreğimi içindeki sevgiyi büyüyen günbegün. Görmedi, göremedi ve göstermedim gayrısına. Bütün hüzünleri okşadım da birer birer, gizli bir ümide sarıldım ama yine de küskün.

    Erken ihtiyarladım hem de pek erken… Dünyanın haline bakıp güldüm geçtim.

    http://fizy.com/s/1ky2x6

    http://on.fb.me/jY4FzF

  • her meyvenin çekirdeği

    0

    + al bakalım meyve ye biraz.

    - e bu bıçak sıkışmış. çıkmıyor!

    + çıkmaz… meyvenin çekirdeğine saplandıysa eğer o bıçak çıkmaz. zorlama daha fazla evlat. mundar edeceksin! kalbine saplanmış olanı da zorlarsan sadece acı çekersin…

    + her meyvenin çekirdeğinde bir dünya saklıdır. ham meyvenin çekirdeği zehirdir. bak kayısının çekirdeğine. içi bademdir. yemişlerin en güzeli. insanın da çekirdeği kalbidir evlat. kimi en ağır zehri taşır kalbinde, kimi yemişlerin en tatlısını, sevgisini. senin kalbinde ne var? ne taşıyorsun çekirdeğinde?

    - benim içim çürük, kalbim taş oldu. benim çekirdeğimde kurşun var sanki. boynum büküldü, başımı kaldıramıyorum.

    + günü geldiğinde taşı sıkıp suyunu içeceksin. o gün geldiğinde o kurşunu namluya sen süreceksin.

    - ne günü?

    + düşmanınla ilk yüzleştiğin gün. o gün başını kaldırıp gözünü dikip gözlerine onun kalbine bıçağı kendi kalbinden çıkarıp sen saplayacaksın. sen saplayacaksın ki, çıkmasın.

  • hiç bir şey bitmez, her şey değişir

    0

    ikinci bir şans kazanmak, ilk şansı kaybetmek demektir. bize de öyle oldu. öyle bir şey oldu ki çocuk dostu düşmanı bi kenara fırlattı. ben de o zaman öğrendim. ikinci hayat, ilkinde ihanete uğramak değil. ilkine ihanet etmekmiş. herkes ikinci bir şanstan bahseder ama kimse kötülüğe açılan kapıdan ilk defa nasıl girmiş, hatırlamak istemez. ilk hayatla ikincisi arasında bir ömür vardır. hiç bir şey bitmez, her şey değişir.

    Kerem Deren

  • Hız Canavarı Tutkulu HaTiCe

    0

    İlk göz ağrım T-Mobile G1’ımla yaşadığımı uzun ve fırtınalı ilişkinin sonlarına doğru yeni sevdalım, yeni delalım arayışlarına girmiştim. Bu süreçte Android piyasasında rakipsiz olarak gördüğüm HTC’den şaşmadan Desire Z, Desire ve Desire HD arasındaki uzun karşılaştırmalarım sonunda  Desire HD’de karar kıldım.

    Ben alana kadar kısmen de olsa eskiyen bir cihaz Desire HD. HTC bu hız canavarının ardından bildiğim 2 model daha çıkardı piyasaya. Ancak özellikle geliştiricilerin yazdıkları özel kerneller sayesinde halen Desire HD’nin hızına dur durak verilemiyor. En son 1 GHz olan işlemciyi overclock ile 1.8 GHz’ye yükselttiklerini görmüştüm. Bu her ne kadar cihazı brick etmeye varacak derecede riskli bir işlem olsa da elde edilen rakam muazzam.

    Tasarım: Dokunmatik ekranlı telefonlarda alıştığımız, pek karakteristik olmamakla birlikte çok kalantor-karizmatik bir duruşa sahip bir dış tasarım var. Girdiği her ortamda dikkati çeken bir yapısı var. Ölçüleri ve ağırlığı bakımından rakiplerine göre “iri” bir telefon. Bilhassa Iphone 4 yanında oyuncak gibi kalıyor. Cihazda 4.3 inç Amoled Ekran mevcut. Desire HD’nin ilk üretilen modellerinde kapasitif LCD’ler kullanılmış, daha sonra Samsungun geliştirdiği bu Amoled ekranlarla kullanım daha keyifli bir hale getirilmiş.

    Özellikle yoğun ışık alan ortamlarda ekranın okunabilirliği artmış. Ekran büyüklüğü ise apayrı bir cazibe faktörü. Aldığımdan beri dizi bölümlerimi HD’den izliyorum. Ekranın altında bulunan, Android’in meşhur ayar tuşları dokunmatik şekilde dizayn edilmiş. Bu sayede telefonun ön yüzünde yekpare bir görüntü oluşuyor.

    Fiziksel olarak sadece üç tuşu var. Ses açma – kısma ve üst tarafta bulunan Switch OFF tuşu. Bu tuş ile hem telefonu kapatıp açıyoruz hem de ekranı kilitliyoruz. Burada şuna değinmek istiyorum, keşke bu tuş sol tarafta değil sağda olsaymış. Kullanım sırasında (kilidi açıp kapatmaya çalışırken) bunun sıkıntısını çok yaşadım.

    Cihazın alt kısmında en sevdiğim yönü olan 3,5 mm ses çıkışı ve şarj-USB çıkışı bulunuyor. Şarj bağlantı noktası tahminimin aksine mini-USB şeklinde değil micro-USB şeklinde tasarlanmış. (resimde sağdaki micro, soldaki miniUSB) Bu da elimdeki ona yakın mini USB kabloyu işe yaramaz hale getirdi ne yazıkki. Forumlardan anladığım kadarıyla micro USB telefonun donanımına daha uyumlu imiş. Bir de şarj dolma süresini daha hızlandırdığını yazanlar da var.

    Yazılım – Donanım: Yazının başlığında da belirttiğim gibi telefon tam bir hız canavarı. Özellikle geliştiricilerin hazırladığı romlar ile hız daha da artıyor. Ben telefonu aldığımda çoktan root edilmiş ve Android Revolution HD 2.0 yüklenmişti. Bana sadece Rom ve Radio sürümünü güncellemek kaldı. Bu işlemleri de yaptıktan sonra telefonun performansı büyük ölçüde arttı (maşşallah).

    Android Revolution HD Desire HD için yazılmış Romlar arasında en çok tutulan sürüm imiş. Bunu xda forumlarından anlıyoruz. Cihazın 1,5 dahili belleği, 768 MB Rami ve 1Ghz işlemcisi bulunuyor. Bunlar lokal değerler olarak gayet yeterli. Ayrıca telefonun yanında verilen 8 GB microSD hafıza kartı da kullanıcı verilerinin depolanması için tatmin edici. Ayrıca isteyen uzman kullanıcılar hafıza kartından yer ayırarak lokal hafızayı 4 GB’a kadar arttırıyorlar.

    HTC’nin özel arayüzü Sense tek kelimeyle muhteşem. HTC’nin özel widgetları ve temalarıyla her şey olması gereken yerde ve çok şık. Telefonu bir senfoniyi yönetir edayla başarıyla yönlendiriyorsunuz. Aslında Desire HD’nin tasarımında Android’den ziyade HTC ağırlığının olduğunu söylerken arayüzü de işin içine kattığımı söylemem gerek. Telefon bir Android telefonu değil, Android altyapısı kullanan HTC telefonu olmuş Sense ile.

    Dokunmatik klavyeye tedirgin yaklaşmama rağmen hem ekran büyüklüğü hem de Sense klavyesinin büyük tuşları bu korkumu da bir kenara atmamı sağladı. Ayrıca klavye ayarlarından T9 Sms klavyesine dönüştürülebiliyor.

    Multimedya yönüne gelirsek; 8 MegaPiksel HD video çekim özelliği olan şahane bir kameramız var. Gece çekimleri için dahili Led Flaş ile çok verimli sonuçlar alıyoruz. Normal video çekimleri başarılı olmakla birlikte HD çekimlerde takılmalar olabiliyor. Bunun bir güncellemeyle çözülebileceği kanaatindeyim. Kuvvetli işlemcisi ve RAM’i sayesinde HD filmleri takılmadan izleyebiliyoruz. 3,5 mm kulaklık çıkışını destekleyen Surround Ses çıkışı özelliğiyle müzik dinlemek apayrı bir keyfe dönüşüyor. Uzun zamandır kullandığım Sony mp3 playerıma bir süre izin verdim kırda bayırda koşuyor şimdilik kendisi.

    Genel Yorumum: HTC Desire HD, özellikle daha eski bir Droid’den gelen kullanıcılar için çölde bir vaha etkisi yapıyor. Akıllı telefon piyasasında şu zaman dilimi için görüp görebileceğiniz en iyi telefonlardan biri. Hatta Iphone 4’ten daha iyi. Bunun garantisini veriyorum.

    Artıları: Gelişmiş multimedya özellikleri RAM ve İşlemci Gücü Fonksiyon tuşlarının dokunmatik olması ve genel tasarım HTC Sense arayüzü daha da gider bu…

    Eksileri : Kapatma tuşunun parmağa uzak kalması HD video çekiminde yaşanan takılmalar Not: Tutkulu HaTiCe deyimi, HTC Desire’ın çevirisinden çıkmış bir geyik. Gerçek kişi ve kurumlarla ilgilisi yoktur. Haticelerin ve yavuklularının bilgisine :)

  • amin

    0

    - var mı bi sevdiğin?

    + yok.

    - bulamadın mı dengin birini?

    + buldum da… bana göre değil usta. kadın öldürür beni.

    - o niye?

    + aşka harcayacak ömrüm kalmadı benim.

    - şafak mı saydın birader? acayip acayip konuşma fondiple!

    + kadın, yakınına gelir vaktinden çalar, uzaklaşır aklından çalar. bir gün terkeder ömründen çalar. ben miyadımı doldurdum.

    - o zaman, vakti bol olanla, aklı çok olanın ömrü uzun olsun.

    + amin! hadi çin çin…

  • Pazaryeri

    0

    Pazaryeri

    her perşembe kurulan semt pazarıyla ağır ağır çöken akşamın atmosferi birleşince deklanşöre basmadan geçemedim. Yer: Ozanlar – Sakarya

  • Gün batımı

    0

    Gün Batımı

    Doğru konumu alayım diye uğraşırken güneşi kaybettim. Bu fotoğrafta yanarım yanarım ona yanarım :) Kumcağız, Kandıra – Kocaeli

  • aşkın mantığı

    0

    aşkta yaşanan hiç bir şeyin mantığı yoktur. mantık başladığı anda aşk biter. bu yüzden giden sevgililer "en mantıklısı bitirmekti" der.

  • Kar ve Güneş

    0

    Kar ve Güneş

    Gecenin yarısında yağan karın beyazının bitip de güneşin renginin başladığı yeri yakalamışım. Durur muyum hiç? Sakarya Üniversitesi Esentepe Kampüsü – Sakarya

  • HTC Dream için FroyoForTrout

    4

    Android yolculuğumda yeni adımlar atmaya devam ediyorum. Uzun zamandır CyanogenMOD ile ite kaka çalışan telefonuma daha stabil, crash olmayan ve en önemlisi hızlı bir ROM arayışına girdim. Bu sırada tıpkı cyanogen gibi bir grup geliştiricinin üzerinde çalıştığı Froyo for Trout projesini buldum.

    Proje özetle Dream’le aynı dönem çıkarılan MyTouch3G’ler için resmen dağıtılan Froyo ve Eclair ROM’ları üzerinde oynayarak onları Dream’e uyarlıyor. İşin gerçeği bu tarz çalışmalara daha önce rastlamıştım. Ancak onlar telefonu MyTouch3G olarak görüyorlardı. Yani işin aslı başka bir cihaza ait ROM’U DreaM’e uygulamış oluyorduk.

    Froyo4Trout gerçekten başarılı. En önemlisi telefonunuzu doğru biçimde tanıyor ve özelliklerine tam erişim sağlıyor. Benim özellikle beğendiğim bir yönü de bazı opsiyonel sistem uygulamalarını kaldırma imkanı sunması. Örneğin Amazon MP3, Navigasyon, Street View hatta Gmail gibi temel uygulamaları kaldırabiliyorsunuz. Bu da size lokal hafızayı arttırma imkanı sunuyor.

    Froyo for Trout’un xdadevelopers forumundaki güncel başlığına buradan erişebilir ve daha önceki HTC Dream ROOT islemi ve Cyanogen MOD makalemdeki yolu izleyerek telefonunuza kurabilirsiniz.

  • Bir keskin kalem, bir kırık gözlük

    0

    Ben bir kadın olsam… Seven bir kadın. Sevdiğim adamın parçalanışına evimin camından seyirci kalsam… Ayda bir defa pikniğe gittiğimiz arabanın içinde yok oluşuna tanık olsam… Sabahları pürtelaş işe yetişmeye çalıştığımız, soğuk havalarda marş almayan, servis masrafını gazeteden gelecek paradan ayırdığımız arabanın sadece bir çamurluğu kalsa geriye, hayat arkadaşımdan…

    Çıldırırdım!

    Türkiye de 90’ların karanlığında çıldırdı. Türkiye toplumunun en saygı değer insanları gözlerinin önünde öldürüldü. Ülkenin belki de en zeki insanları yok edildi. Parçalandı. Geriye onların iddialı sözleri, cesur gözleri ve bir kaç kitap kaldı.

    Cumhuriyet, uzun süredir takip ettiğim bir gazete değil. Fazla sert bir çizgide gidiyor. Velakin 80’ler ve 90’lar Cumhuriyet için belki de altın çağ denilecek yıllardı. O yıllarda babamın elinden düşmezmiş. Annem anlatır. En çok da Uğur Mumcu’yu okurken oturuşunu düzeltir,  boğazını temizler, şaşırmış ürkmüş halde mırıldanırmış.

    Uğur Mumcu’yu öldüğü zaman ardından yakılan o meşhur türküyü söyleyen kişi sanırdım ben. Uzun süre Selda Bağcan’ın Uğur Mumcu olduğunu düşünmüşüm. Çok sonra ağlayan insanların televizyondaki görüntüleriyle tanıdım onu. Bilmiyorum… Belki babamdan bir miras alma hevesi belki boş zamanların doğurduğu merakla, yıllar önce yazdığı yazıları okumaya başladım.

    Mumcu 80’lerin sonunda yazdığı yazılarda kontrgerillayı, ergenekonu ve diğer çeteleşmiş, kanserleşmiş derin devlet yapılarını açıklıyor, pek çok toplumsal olayın bir numaralı sanığı olarak onları hedef gösteriyordu. Üslubundaki epik yön yer yer göze batsa da yazdıklarının içeriği gerçekten düşündürücüydü. Bugün bile pek çok araştırmacı yazarın belki korkudan belki bilgi eksikliğinden tam olarak tanımlayamadığı konularda deliller gösteriyor hesap soruyordu.

    Özellikle Kanlı 1 Mayıs hakkında yazdığı ve çok önemli sorular soran iddialı yazısı dönemin başbakanı İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nü suçluyordu. Bugün bu tarz olayları sorgulayabilecek bir aydın bulamıyoruz. Sorgulamaya kalkanlarında başına neler geldiği ortada.

    Derin Devlet, Kürt Sorunu konularında son derece dobra yazılar yazıyordu. Özellikle bugünün Irak Cumhuriyet’inin idaresini elinde bulunduran Barzani ve Talabani’ye yönelik iddiaları ve sunduğu deliller büyük ses getirmiş bu şahısların Kürt Sorunu denkleminden çıkarılmasının önemine işaret etmişti. Ele aldığı konular 2000’li yıllarda daha yeni yeni konuşulmaya başlamışken o 80’lerde bunların sorunlu noktalarını tespit etmiş ve çözüm önerilerini ortaya koymuştu.

    Ölümünden önce kapsamlı bir Kürt Sorunu çalışması yapıyordu. Nitekim yarım kalan notlarından oluşturulan kitapçıkta büyük Kürt aşiretlerinin soy kökenleri Kürtlerin Osmanlı’dan Cumhuriyete siyasi alandaki faaliyetlerinden başlayarak sorunun teknik çözümlemesini sunmaya çalışacaktı. Ama olmadı.

    Ben bugünlerin çözümlemesini yapmak için dönüp Uğur Mumcu’nun konuyla ilgili yazdıklarını okurum. Bu hem düşüncelerine duyduğum derin saygının bir ifadesi hem de babamı yad etmenin en uygun yolu oldu. Mumcu’nun çözümlemeleri bugün olayın içinde olanların bile yapamayacağı kadar geniş bir sahaya cevap veriyor.

    Ve tüm delilleri bir kenara koyarsak sadece onun yazdıklarına bakarak şuna inanıyorum. Mumcu’nun katili o hizbulbilmemne örgütü falan değil. Zaten o da yazılarında İslami Terör Örgütü ve sair oluşumların kontrgerilla kontrolünde faaliyet gösterdiğine işaret ediyor.

    Uğur Mumcu benim babamdan aldığım bir miras gibi. Onun keskin zekası, ileri görüşlülüğü ve azmiyle yolumu aydınlatmaya çalışıyorum. Ve dilim döndükçe aklım elverdikçe düşünmeye ve düşündüğümü açık yüreklilikle söyleme gayretini onda buluyorum.Bu ülkenin seven kadınları bir daha çıldırmasın diye, pikniğe gittikleri arabaları ve içinde sevdikleri adamları parçalanmasın diye.

    Bir keskin kalem bir kırık gözlük aşkına…

  • Kurtlar Vadisi ve Türk Hollywood’u

    0

    Kurtlar Vadisi 15 Ocak 2003’te başlayıp televizyonda 10 sezondur yayınlanan bir dizi. Ayrıca dizinin yapımcısı Pana Film aynı karakterler ve ana temayla 3 defa beyaz perdeye çıktı. Kurtlar Vadisi Irak, Kurtlar Vadisi Gladio ve Kurtlar Vadisi Filistin adlarıyla vizyona giren filmler de yine dizide olduğu gibi ülkenin yakın tarihinde yaşanan siyasi olayların iç yüzünü anlatmaya yönelik yapımlar oldu.

    Halen televizyonda devam eden dizinin, aldığı yoğun eleştirilere rağmen yayında olduğu günde rating listesinde başı çekmesi açıklanması mümkün olmamakla birlikte dizinin kamuoyundaki algılanış biçimini ifade ediyor. Öte yandan Kurtlar Vadisi Projesi’nin kimi liberal çevrelerce bir tür “devlet politikası” gibi algılandığı ve “derin devlet güzellemesi” olarak nitelendirildiği de biliniyor. Tüm bu bilgiler ışığında Kurtlar Vadisi’nin devlet politikasında nerede durduğuna Amerikan sinema endüstrisi Hollywood ile karşılaştırmalı bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekiyor.

    Amerikan Film Endüstrisinin kalbi olan Hollywood; büyük bütçeli ve gişeli filmlerin TV dizilerinin çekildiği ve beyaz perde ve beyaz cama yönelik işlerin en profesyonel biçimde uygulandığı yer. Tarihsel gelişim sürecinde Hollywood sadece bir tür entertainment aracı olarak değil politik aygıt olarak da işle görmüştür. Nitekim aksiyon filmlerinde işlenen ana tema: “dünyanın yok olma tehdidine karşı tek çarenin bir Amerikalı asker-ajan-polis vs.” olması , Amerika’nın savaşmak için girdiği ülkelerdeki insanların barbar ve ilkel yaşam sürerken Amerika’nın o ülkeler güneş gibi doğması gibi klişe hikayelerle örülmüştür. Burada Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslar arası arenada gerçekleştirdiği yasadışı faaliyetlerin bir anlamda temize çekildiğini, masumlaştırıldığını hatta bu faaliyetlerde zarar görmüş ülke vatandaşlarının bile izlediği filmlerin etkisi altına girerek filmdeki Amerikalı kahramanı destekleyerek kendi değerlerine karşı çıktıklarını görüyoruz. 

    Türkiye’de sinemacılık prodüksiyon anlamında ne yazık ki bir Hollywood seviyesine gelebilmiş değil. Halen sinemacılar sendikalaşamamış ve sosyal haklarını savunamayacak durumdalar. Bilhassa TV’lerde yayınlanan dizilerin sürece uzun tutulması dünya standartlarının çok üzerinde bir emek sarfedilmesi gereğini doğuruyor. Bu da yapılan işlere kalite olarak negatif yönlü yansıyor. Öte yandan Türkiye sinemanın etkili bir propaganda aracı olduğunu farketmeye başladı. Devlet politikaları artık TV ve Sinema üzerinden “empoze” edilebiliyor. Elbette bu durumun savunulacak bir yanı yok. Neticede bir devlet politikasının her zaman halkçı veya özgürlükçü olduğu söylenemez. Ancak Türkiye’nin de uluslar arası alanda yaşadıklarını kendi diliyle diplomatik düzeyden aşağı indirerek halklar düzeyinde anlatabileceği bir platformun oluşması ve buna öncülüğü sinemanın etmesi Kurtlar Vadisi ile mümkün olacak gibi görünüyor. 

    Senarist ve yapımcılarının “Kurtlar Vadisi Projesi” olarak adlandırdıkları “proje”nin son filmi Kurtlar Vadisi Filistin dünyanın pek çok şehrinde aynı gün vizyona girecek. Film Türkiye’den aktivistlerin Filistin’e yardım amacıyla insani yardım taşıdıkları Mavi Marmara gemisinin uluslar arası sularda İsrailli askerlerce işgal edilmesi ve sivillerin öldürülmesi olayını ana tema olarak ele alıyor. Türk Hükümeti bu olay hakkında diplomatik camiada sesini tam olarak duyuramamakla eleştirilirken bu filmin çekilmesi kimi kesimlerce manidar bulunuyor.

    Projenin daha önceki filmlerinden Kurtlar Vadisi Irak’ın Türk askerlerinin başına ABD’li askerlerce çuval geçirilmesini konu edinmesi ve filmin toplumda psikolojik rahatlamayı sağlamak ve olayı unutturmak için çekildiği iddiaları da günlerce medyada yer almıştı. Aslen bu projenin bir hükümet projesi olmaktan ziyade devlet projesi olduğunun ya da bir propaganda aracı olarak sinemanın Türkiye adına kullanıldığının farkında olmak gerekiyor.

    Yüz yıldır devam eden Amerikan-Hollywood hakimiyetinin yanına bir Türk Hollywood’unun yaratılmak istenmesi bence devlet politikası olarak gayet mantıklı. Ancak Hollywood olmanın gereği olan teknik altyapı ve sosyal şartların iyileştirilmesi noktasında da bu işe emek veren para döken yapımcılara ve hükümetlere büyük görev düşüyor.

    Hasılı, Hollywood olmak sadece kendi ülkenin mesajlarını, değerlerini dünyaya aktarmak değil bunları aktarmak için çalışanlara bir takım iyileştirmelerin önünü açmaktan geçiyor.

  • herkes akıllı bir ben deli

    0

    ve o gün özgürlük sırtından vurulmuş yatıyordu…

    Blogumu kurarken seçtiğim sloganın altında bir fikir adamının imzası yatıyor. O adam ise 4 yıl önce kurup büyüttüğü gazetesinin önünde, böyle biçimsizce yatıyordu.
     
    Hrant Dink’i ölümünden sonra tanıyanlardanım. Ve bu konuda tek tesellim onun yaşam tarzına yansıyan naiflik ve fazla göz önünde olmama güdüsüdür. Bizim aile; Adnan Menderes’in de Deniz Gezmiş’in de idamına da aynı oranda üzülmüş, Turgut Özal’ın şaibeli ölümüne kaş kaldırmış, Uğur Mumcu’nun parçalanışına baş kaldırmıştır. Böyle bir ailede yetiştiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Bu ülkede sadece düşündüğü için öldürülen insanlara acıyan, sağ duyulu vicdanlı bir kesim olduğuna da inanıyorum.
     
    Ezilen her kimse onun ardında durmak, sesi kısılanın yanına gidip onun yerine haykırmak bizim vicdan anlayışımızın tezahürü olmuştur.
     
    Hrant’ın Mahallenin Delisi başlıklı yazısında AGOS’a biçtiği görev de bu düşünceyi tamamlıyor aslında. O gazetesini herkesin kendini akıllı addettiği bu mahallenin delisi olarak göstermiş, ezberleri bozan, kutuplaşmaların yerine kucaklaşmaların dertlere kulak vermenin merkezi olacağını söylemişti. Kim yaralıysa onun yarasıyla hemhal olmak AGOS’un vicdan göreviydi.
     
    Aslında Hrant’ın açtığı bu yol sadece gazetesine değil kişisel olarak bana da ışık tuttu. Etrafta türlü oyunlarla koltuğunu garantileyip kendini “akıllı” sayan adamlar varken belki de “deli” olmak en iyisiydi. Herkesin gittiği yönün tersine gitmek düşmanlık sebebiydi belki ama kimsenin bakmadığı açılardan bakma şansı sunuyordu. Hrant’ın “deliliği” başka başka pencereler açıyordu.
    O da öyle herkesin hoşuna gidecek yerlerden açmadı penceresini. Yetimhanede başlayıp mahkeme salonlarına sürüklenen ve hep bir hak arama mücadelesiyle geçen bir ömürde onun için pek değişen bir şey yoktu aslında. Ama o sesini çıkardıkça değişen; egemenlerin kurdukları paradigmanın sallantıya girmesiydi. Düşündüğünü söylediği için önce hain sonra maktul ilan edildi. Sonunda birilerine hırstan tırnaklarını yemekten fazlasını yaptırdı bu naif adamın “deliliği”.
     
    Ölümü için açılan davanın tutanaklarında adını yazdıramadan Fırat Dink diye kaydoldu, devlet içinde devletin namlusunda arpacık oldu Hrant. Dava süreci yılan hikayesine döndürüldü. Soruşturmalar, beraatlar, itirazlar, temyizler, yeniden itirazlarla ailesi için takip edilmesi gittikçe zorlaşan bir labirente çevrildi.
     
    Hrant’ın ölümü tıpkı Uğur Mumcu’nun Turgut Özal’ın ölümü gibi bir şeydi bizim ailede. Aynı nazarda canımızı yaktı. Ondan bana kalan, benim Hrant’ın hayatından mücadelesinden çıkardığım tek şey de bu düşünce oldu; “herkes akıllıysa, sen deli ol..”
     
    O günden beri ben Kürt bir Çingene, eşcinsel bir Ermeni, türbanlı bir solcu, alkolik bir muhafazakarım. Bu ülkede faşizm kimi ezdiyse ben oyum. "Onlar" akıllıysa ben deli olmayı yeğlerim.
     
    Hrant’ın bana ve binlere bıraktığı mirasın şerefine, beyazlara bürünüp gölgesiz kalana dek…
  • Meclisteki Partilerin İnternet Medyası Sınavı

    0

    Şu artık su götürmez bir gerçek: İnternet artık konvansiyonel medya olarak adlandırılan TV-Gazete-Radyo üçgeninin dışında yeni bir mecra oluşturdu. Bu yeni ortam da artık önemsenmesi gereken bir tepki mekanizması ve baskı grubu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle sosyal paylaşım sitelerinde planlanan ve gerçek hayatta meydanlarda gerçekleştirilen eylemler internet medyasının artık ciddiye alınması gereken bir olguya dönüştüğünün kanıtı. Gitgide güncel siyasete de etki etmeye başlayan internet medyasına karşı siyasetin merkezinde bulunan siyasi partilerin duruşu ne durumda peki? Bu temel soru altında TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin internet medyasına karşı duruşları ve genel olarak internetteki varlıklarını kısaca araştırarak bir değerlendirmeye vardım. 

    AK Parti

    Her ne kadar başbakan tezek kokusunu twitter’a tercih etmiş olsa da partinin pek çok önde gelen ismi sosyal medyayla haşır neşir durumda. Suat Kılıç, Egemen Bağış, Melih Gökçek gibi flaş isimlerin yanı sıra -aynı gelenekten gelmesini de hesaba katarsak- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de twitter kullanıyor. Ancak Gül’ün hesabı danışmanları tarafından güncellenirken milletvekillerinin kendi yazdıkları ve sorulara yanıt verdikleri, güncel konulara yorum yaptıkları görülüyor.

    Partinin resmi web sitesi en son 2007 seçimleri sonrası güncellendi. Bu yazıyı hazırlarken sanırım bir altyapı problemi nedeniyle siteye erişilemiyordu. Sitede parti içi yapılar (Sosyal Hizmetler, Kadın Kolları vs.) ve bu yapılardan sorumlu milletvekillerinin kim olduğu anlaşılır biçimde belirtilen bir tasarım uygulanmış. Daha çok haber verme amacı taşıyan bir yapı söz konusu. Ağırlıklı olarak mavi ve turuncu rengin hakim olduğu görülüyor. Bunlar da zaten partinin kurumsal kimliğinde bulunan renkler. Ancak sitenin menüleri oldukça kalabalık ve ergonomiden uzak. Belki ilk dönemlerde daha sade olan menü barları hükümetler ve görevler arttıkça zenginleşmiş ve karmaşıklaşmış.

    Partinin resmi bir Facebook, friendfeed ve twitter hesabı bulunmuyor.

    www.akparti.org.tr

    BDP

    Sanırım internet üzerinde en cılız hareket eden parti Barış ve Demokrasi Partisi. Sitesi parti kurulduğunda uygulanan ilk tasarımıyla yayın yapıyor. Sarı ve Yeşil renkler hakim. Anasayfa’da öncelikle “meclis önergelerimiz” başlığı dikkat çekiyor. Belli ki partinin taraftarları ve takipçilerine mecliste bir çalışma ve gayret içinde olduklarına dair mesaj verme kaygısı bulunuyor. Genel anlamda olmuş olması için yapılmış bir site imajı veriyor. Zayıf.

    Partinin resmi bir Facebook, friendfeed ve twitter hesabı bulunmuyor.

    www.bdp.org.tr 

    CHP

    Son günlerde internet ve sosyal medya üzerinde atağa kalkan ilk parti Cumhuriyet Halk Partisi oldu. Özellikle genel başkan Kılıçdaroğlu’nun twitter hesabından verdiği mesajlar haber bültenlerinin gündemini meşgul etti. Onun yanı sıra partinin dikkat çeken isimlerinden Muharrem İnce’nin de twitter hesabı bulunuyor. Başkan’ın hesabı danışmanlarınca güncellenirken İnce hesabına kendi giriş yapıyor. Kılıçdaroğlu’nun twitter’dan başka bir de “Sakin Güç” adlı bir Facebook sayfası da var.

    CHP, Kılıçdaroğlu’nun başikanlığa oturmasıyla interneti önemli gördüğünü açıklamıştı. Bunun bir emaresi olarak web sitelerini yenilediler. Eski web sitenin tarayıcılar arası uyumsuzlukları, ağır kalan altyapısı ve karmaşık tasarımı yerine, sade ve etkin bir web sayfası hazırlanmış. Hakim renk olarak Avrupa’da sol partilerinin de kullandığı gökyüzü mavisi kullanılmış. Genel anlamda başkan eksenli bir grafik tasarım uygulamasının olduğunu söylemek gerek. Anasayfa’da genel başkanın bir posteri hemen altında manşet modülünde başkanın açıklamalarından derlenen haberler, onun da altında başkanın twitter hesabından geçilen son mesajlar bulunuyor. Bunun da altında başkanın özgeçmişi ve meclis konuşma metinlerinin yer aldığı bir modül daha var. Kısaca sitenin Kılıçdaroğlu’nun kişisel web sitesi haline geldiğini söylesem abartmış olmam sanırım.

    Öte yandan sitede bulunan Biz Kimiz? Fikrinizi Söyleyin ve Takıma Katılın gibi butonlar Avrupalı sosyal demokratların çalışmalarının iyi hatim edildiğinin bir göstergesi. Bu çalışamnın altında Emrehan Halıcı imzası olduğuna bahse varım.

    Partinin “Sakin Güç” resmi bir Facebook sayfası mevcut.

    www.chp.org.tr www.facebook.com/sakingucuz www.twitter.com/kilicdarogluk

    MHP

    Milliyetçi Hareket Partisi de sosyal medyaya yeni yeni adımlar atan partilerden. Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin danışmanları tarafından güncellenen bir twitter hesabı var. Ayrıca partinin resmi web sitesinin yanı sıra bir de resmi video paylaşım portalı var. Şu anda resmi web sitesinde kullanılan tasarım bir önceki tasarım üzerinde yapılan 1-2 düzenlemeyle elde edilmiş. Sayfanın düzeni nedense insanda sık güncellenmeyen bir siteymiş havası yaratıyor. Tasarımcı da bunu sezmiş olmalı ki pek hareketli bir manşet modülü koyarak durumu kurtarmaya çalışmış.

    Partinin resmi bir Facebook, friendfeed ve twitter hesabı bulunmuyor.

    www.mhp.org.tr www.mhptv.org.tr www.twitter.com/dbdevletbahceli

    Genel olarak milletvekillerinin kişisel sayfaları bir yana bırakılırsa partilerimizin intenet medyasına pek de ilgili olmadıkları, sanal alem üzerinde bir kurumsal kimlik inşa etmeye niyetli olmadıkları seziliyor. Pek çoğunun resmi bir twitter ve Facebook hesabının bulunmaması sanal dünyayı lakayt bulduklarına bir kanıt olabilir. Şunu da belirtmeli ki MHP ve CHP ağır aksak da olsa bu alanda bir takım çalışmalar içinde bulunuyorlar. Tabi bu araştırmaya mecliste grubu bulunmayan partilerin dahil edilmediğini de belirmem gerek. Belki bir gün de onların çalışmalarını içeren bir değerlendirme yaparım.

    not: partilerin adları alfabetik olarak sıralandı.