Kurtlar Vadisi 15 Ocak 2003’te başlayıp televizyonda 10 sezondur yayınlanan bir dizi. Ayrıca dizinin yapımcısı Pana Film aynı karakterler ve ana temayla 3 defa beyaz perdeye çıktı. Kurtlar Vadisi Irak, Kurtlar Vadisi Gladio ve Kurtlar Vadisi Filistin adlarıyla vizyona giren filmler de yine dizide olduğu gibi ülkenin yakın tarihinde yaşanan siyasi olayların iç yüzünü anlatmaya yönelik yapımlar oldu.
Halen televizyonda devam eden dizinin, aldığı yoğun eleştirilere rağmen yayında olduğu günde rating listesinde başı çekmesi açıklanması mümkün olmamakla birlikte dizinin kamuoyundaki algılanış biçimini ifade ediyor. Öte yandan Kurtlar Vadisi Projesi’nin kimi liberal çevrelerce bir tür “devlet politikası” gibi algılandığı ve “derin devlet güzellemesi” olarak nitelendirildiği de biliniyor. Tüm bu bilgiler ışığında Kurtlar Vadisi’nin devlet politikasında nerede durduğuna Amerikan sinema endüstrisi Hollywood ile karşılaştırmalı bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekiyor.
Amerikan Film Endüstrisinin kalbi olan Hollywood; büyük bütçeli ve gişeli filmlerin TV dizilerinin çekildiği ve beyaz perde ve beyaz cama yönelik işlerin en profesyonel biçimde uygulandığı yer. Tarihsel gelişim sürecinde Hollywood sadece bir tür entertainment aracı olarak değil politik aygıt olarak da işle görmüştür. Nitekim aksiyon filmlerinde işlenen ana tema: “dünyanın yok olma tehdidine karşı tek çarenin bir Amerikalı asker-ajan-polis vs.” olması , Amerika’nın savaşmak için girdiği ülkelerdeki insanların barbar ve ilkel yaşam sürerken Amerika’nın o ülkeler güneş gibi doğması gibi klişe hikayelerle örülmüştür. Burada Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslar arası arenada gerçekleştirdiği yasadışı faaliyetlerin bir anlamda temize çekildiğini, masumlaştırıldığını hatta bu faaliyetlerde zarar görmüş ülke vatandaşlarının bile izlediği filmlerin etkisi altına girerek filmdeki Amerikalı kahramanı destekleyerek kendi değerlerine karşı çıktıklarını görüyoruz.
Türkiye’de sinemacılık prodüksiyon anlamında ne yazık ki bir Hollywood seviyesine gelebilmiş değil. Halen sinemacılar sendikalaşamamış ve sosyal haklarını savunamayacak durumdalar. Bilhassa TV’lerde yayınlanan dizilerin sürece uzun tutulması dünya standartlarının çok üzerinde bir emek sarfedilmesi gereğini doğuruyor. Bu da yapılan işlere kalite olarak negatif yönlü yansıyor. Öte yandan Türkiye sinemanın etkili bir propaganda aracı olduğunu farketmeye başladı. Devlet politikaları artık TV ve Sinema üzerinden “empoze” edilebiliyor. Elbette bu durumun savunulacak bir yanı yok. Neticede bir devlet politikasının her zaman halkçı veya özgürlükçü olduğu söylenemez. Ancak Türkiye’nin de uluslar arası alanda yaşadıklarını kendi diliyle diplomatik düzeyden aşağı indirerek halklar düzeyinde anlatabileceği bir platformun oluşması ve buna öncülüğü sinemanın etmesi Kurtlar Vadisi ile mümkün olacak gibi görünüyor.
Senarist ve yapımcılarının “Kurtlar Vadisi Projesi” olarak adlandırdıkları “proje”nin son filmi Kurtlar Vadisi Filistin dünyanın pek çok şehrinde aynı gün vizyona girecek. Film Türkiye’den aktivistlerin Filistin’e yardım amacıyla insani yardım taşıdıkları Mavi Marmara gemisinin uluslar arası sularda İsrailli askerlerce işgal edilmesi ve sivillerin öldürülmesi olayını ana tema olarak ele alıyor. Türk Hükümeti bu olay hakkında diplomatik camiada sesini tam olarak duyuramamakla eleştirilirken bu filmin çekilmesi kimi kesimlerce manidar bulunuyor.
Projenin daha önceki filmlerinden Kurtlar Vadisi Irak’ın Türk askerlerinin başına ABD’li askerlerce çuval geçirilmesini konu edinmesi ve filmin toplumda psikolojik rahatlamayı sağlamak ve olayı unutturmak için çekildiği iddiaları da günlerce medyada yer almıştı. Aslen bu projenin bir hükümet projesi olmaktan ziyade devlet projesi olduğunun ya da bir propaganda aracı olarak sinemanın Türkiye adına kullanıldığının farkında olmak gerekiyor.
Yüz yıldır devam eden Amerikan-Hollywood hakimiyetinin yanına bir Türk Hollywood’unun yaratılmak istenmesi bence devlet politikası olarak gayet mantıklı. Ancak Hollywood olmanın gereği olan teknik altyapı ve sosyal şartların iyileştirilmesi noktasında da bu işe emek veren para döken yapımcılara ve hükümetlere büyük görev düşüyor.
Hasılı, Hollywood olmak sadece kendi ülkenin mesajlarını, değerlerini dünyaya aktarmak değil bunları aktarmak için çalışanlara bir takım iyileştirmelerin önünü açmaktan geçiyor.

