Sinema

ivedik 3: diğer ikisinden iyi, yahşi batı’dan kötü

serinin üçüncü filmi vizyona girdi. hatta çıkmaya yaklaştı. dünyanın en iğrenç adamı recep ivedik, 2 filmde yakaladığı gişe başarısını üçüncüde perçinledi. filmin ilk bölümünde kalite çıtası biraz daha yükselmiş gibi görünse de ikinci bölümde eski ivedik üslubu(!) söz konusydu.

http://www.haber.pro/resimler/Recep-Ivedik-3-4.jpg

o gün pek de sinema heyecanıyla yanıp tutuştuğum bir gün değildi. akşamüstü iş dönüşü sıkıcı bir atmosfer vesaire, vesaire… telefonuma gelen mesaja şaşırdım. “iwedik 3′e gidiyoruz biletini aldık yarım saate akm’de ol :)”

daha önceki filmleri kaçak yollardan izlemiştim. şimdiyse ilk kez bir recep ivedik filmine 6 liramı feda edecektim. saati geldi grupla birlikte yerimizi aldık.

efendim bunca uzun girizgahın ardından klasik eleştirmen moduna girelim. recep ivedik malumunuz absürt komedi tarzında bir film. fildmeki pek çok espiride bu absürtlüğe yatkın şekilde işlenmiş. arada denk gelen bir kaç güzel espride aratılarak ziyan edilmiş. yine ivedik 3′te bütün espri fragmanda harcanmış.

hiç iyi yanı yok muydu derseniz; bu kez bir olay örgüsü vardı. rastgele yazılmış bir film değildi. belli bir neticeye vardı ve yine togan gökbakar’ın imzası olarak sonu duygusal bitirildi. ayrıca filmin ilk yarısındaki esprielr genel anlamda komikti. recep ivedik’ten beklenmeyecek bir performanstı. özellikle terapi ve kütüphane sahnelerini beğendim. açılış’taki kadın günü sekansı da iyiydi.

ancak 2. bölüm de klasik ivedik tarzı komedi(!) öğeleri kullanılmış iğrenç sahnelere izleyenlerin gülünmesi istenmişti. sırf filmi uzatmak için olmadık skeçler eklenmişti. 2. bölümünde çıkasım geldi, ama özentilik yapmamak için çıkmadım.

özetle; recep ivedik 3, dünyanın en iğrenç adamının anlatıldığı diğer 2 filminden bir parça daha iyiydi. ama eşeğe altın semer vursan yine eşek. hiç bir zaman bir cem yılmaz filminden daha “kaliteli” olamaz.

dipnot: filmden anlıyoruz ki recep galatasaraylıymış, bu nasıl gönderme lan :)

Kurtlar Vadisi Gladio’yu İzledim

Kurtlar’ın son macerası Gladio’yu vizyonda izleyemedim. Ama DVD’sini edindim ve bir gece sabah karşı biraz da önyargılarımla beraber seyrettim.Harika. Tek kelimeyle harika bir film.DVD ve VCD’si çıktı. Henüz izlememiş olanlar, alın izleyin.

http://3.bp.blogspot.com/_NFVTBDzrJ8g/SyVSkxjAuLI/AAAAAAAAHTA/_g_GWUAHjA0/s400/Kurtlar-Vadisi-Gladio-10.jpg

Açıkçası Kurtlar Vadisi Pusu’nun verdiği ifrit duygusuyla ön yargılı izlediğim filmi genel anlamda Pusu ve Gladio’yu karşılaştıran bir gözle takip ettim. Ama başta da dediğim gibi Pusu ile hiç alakası olmayan harika bir film.

Sadullah Şentürk’ün Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde gösterdiği düşük performansın üstüne ilaç gibi bir film öneriyorum; Kurtlar Vadisi Gladio. Gerçekten de hem yönetmenin hem de senaristlerin bir süredir kendilerinden tiksinme noktasına getiren senaryo ve reji anlayışlarının çok uzağında yapılmış bir işti.

Film Özal’ın şaibeli ölümünü, Cem Ersever suikastini, 28 şubat’ı ve Sarıkız darbesini içeren süreçte bu sürecin baş aktörlerinden biri olarak lanse edilenİiskender Büyük’ün devlet içindeki konumlanışını anlatıyor.

Kurtlar Vadisi Gladio’da eski Kurtlar Vadisi tadını aldım. Filmdeki tüm karakterleri bir şekilde gerçekle bağdaştırabilmek mümkün oldu. Notacı paşa, Yetim paşa, Bülent Fuat Aras, İskender Büyük ve savcı karakterleri gerçekleriyle tam anlamda örtüşüyordu.

Prodüksiyon anlamında Şaşmaz Biraderler yine kaliteli bir iş çıkarmışlar. Bu filmden çıkardığım yegane sonuç Pana Film’în daimi senaristleri bir süre dinlenip kafaları rahatladığında gerçekten iyi yazabiliyorlar.Diiyalogları yerli yerinde ve tamamlayıcı, olay örgüsü mantıka uygun, süre uzatmaya yönelik hatalara düşmeyen, reji olarak bakarsak da kamera açıları sürükleyici, merak öğesini tam anlamıyla taşıyıp izleyici son ana kadar kendine bağlayan bir macera filmi izledim.

Filmde tek göze batan husu -ki o da Pusu ile mukayese ederek gittiğimden- İskender bunca icraati yaparken ne ara Polat ve ekibine musallat oldu? Şayet Sarıkız darbesi esnasında ise tarihler birbirini tutmuyor. O noktada kafam karıştı ama velveleye vermedim.

Film görevi herşeyden üstün tutan bir adamın bile bir kadın karşısında nasıl dizlerinin bağının çözüldüğünü iyi aktardı. Kimileri buna İskender’in aptallığı/senaryo aksaklığı gözüyle baksalar da bu iyi bir senaryo detayıydı.

Bu arada Fuat Aras’ın ölmeden evvel adalara gidişi sanırım serinin ilk dizisine bir göndermeydi.

Film’de Özal’ın ölümü, Fuat Aras’ın CNN Türk’deki haber bandının içinde İskender tarafından farkedilmesi, Ersever-İskender diyalogları ve Ersever suikastı sahneleri tam anlamıyla enfesti.

Öte yandan film 90′lı yılların havasını da başarıyla vermiş. Binalar, ev gereçleri, mobilyalar, otomobiller ve kıyafetlere varana kadar bütün detaylarıyla o dönemi yaşatmayı başarmış. Manda kasa mercedes vardı bu filmde. Daha ne isterim bir 90′lı yıllar çocuğu olarak! :)

Müzikler harikulade. Film içinde o kadar iyi oturtulmuş ki dizideki gibi rahatsız etmiyor. Gökhan Kırdar bu soundtrack işini götürdü hacım. Adam enstrumanların yeni piridir benim için.

Tabii ki filmin başrol oyuncusu Musa Uzunlar…Etkileyici bir performanstı, hem gençliği hem yaşlılığı hem de huzurevi sahneleriyle. Ayakta alkışlıyorum.

Pusu’yu 80. bölümü itibariyle bırakmış biri olarak, Pana Film ekibine hakkını teslim etmeliyim. Kafaları rahat olunca çekimlerde acele etmeyince gerçekten eskisi gibi iyi işler çıkarabiliyorlar.

DVD ve VCD’si çıktı. Henüz izlememiş olanlar, alın izleyin.