Archive for the ‘Kişisel’ Category

  • Adapazarı’nı Eleştirmek

    0

    Ben sevmiyorum bu şehri. Yolları berbat, toplu ulaşım çile, kentleşmesi berbat, kültür seviyesi düşük vs vs. ama bu şehri sevmediğini söylemek sonuna kadar benim hakkım. Adapazarlıların hakkı. Çünkü biz kurduk bu şehri.
    » Read the rest of the entry..

  • yıllara meydan savaşı ilan edince o cesaret

    0

    Ben her hayalime ailemi dahil ettim, etmişim. Yeni fark ediyorum. Misal evlenmişim de daha doğmamış çocuklarım. Yanımda sevdiğim kadın almışım annemi, kardeşimi binmişiz arabamıza dördümüz geziyoruz. Hayatım devamlı olarak birilerini yalnız bırakmamak üzerine kurulu olduğundan mıdır nedir, her lahzaya annemi sıkıştırmışım, kardeşimi koymuşum. » Read the rest of the entry..

  • Ramazan’la Aramızda

    0

    Seviyeli bir ilişki var. Ne ben ona karışıyorum ne o bana. Ne ben onun telaşesinden kaçınıyorum, ne de o benim hayatımın kalabalığına iltimas geçiyor. Sadece semt bakkalının öğlenden alıp dolaba attığım şişe sulara ve dondurulmuş yiyeceklere bakıp bakıp bana –oruç tutmadığımı düşünerek- trip atması dışında her şey iyi. Onun da Ramazan’la tek alakası sanırım adının Ramazan olması.
    » Read the rest of the entry..

  • Bizim Nesil

    0

    http://2.bp.blogspot.com/_IeB98zAi6NM/S7IvI_ya5EI/AAAAAAAAAkk/fnzze6FZW-Y/s1600/14050-90lar_parti_dj_hakan_kufundur-1.jpgBiz apartman çocuğu olarak büyüdük. Hayatımız da tıpkı odalarımız, eşyalarımız ve müstakil evlerden kırpa kıpa oluşturulmuş evlerimiz gibi sıkış tepişti. Birlikte büyüdüğümüz can kardeşlerimiz olamadı. Genelde birbirini hiç tanımayan bir dolu insanın üst üste oturduğu binalarda, sessiz sedasız geçirdik ömrümüzü.

    Evet! Sessiz sedasız derken tam da bunu kastediyorum. Dilediğince konuşamayan, bağırış çağırış oyunlar oynayamayan bir nesil olarak yetiştik biz. Bisikletlerimiz ya gardıropların tepesinde ya izbe kömürlüklerde çürüdü. Bir gün onlara binip gezmeye yeltenirsek bir kamyonun altında kalacağımız korkusuyla yetiştirildik çünkü.

    Şehir bizi çoktan ezip geçmişti. Sonraları anladık.

    Ses çıkarması yasak, konuşması sadece izin verildiği sürece mümkün bir dolu insan yetişti 90’larda. Köyden kente göç, en kuvvetli darbesini çocuklara vurup gitti. Dikkatli bakarsanız 80lerde çocuk olanların hatıraları sokak üzerinedir. Dizindeki yaraların kabuklarını saklayanlar mı ararsın? Çocukluk aşkıyla öpüştüğü köşe başında yıllar sonra tekrar buluşan hınzırlar mı istersin? İlkokul arkadaşlarıyla bisiklet turları düzenleyenler… Daha neler neler.

    Bizim neslin hatıraları genelde televizyonda kaldı. Power Rangers, Action Man, BATMAN, Superman, Pokemon, Digimon ve diğer dijital canavarlara mahkum edildik. Çünkü sokak tehlikeliydi. Çünkü sokak hep kirliydi. Dışarı çıkmazsak, sokağa karışmazsak istediğimiz her şey alınırdı.

    Hayatta çok acemiyiz, bisiklete binmeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi hep sendeliyoruz. Arkamızda seleden tutan biri hep olsun istiyoruz. Bizim nesil topal yetişti anlayacağınız.

    Ve rahatlığımız da biraz bundan. Her şeyi koy vermiş havamız, mücadeleden kaçışımız yine bize özel yaratılan özel “ekosistemin” sonucu. Kavgaya karışmadığımız sürece problem yok bizim için, hayata dahil olmadıkça sorumluluk hissetmiyoruz.

    Şimdi kendi fikirlerimizi yine kendi özel odalarımızda (bloglar),  fikrimiz kabul görene kadar ismimizi söylemeden açıklama (sözlükler-forumlar) telaşındaysak sebebi yetiştirilme tarzımızdır. Bize her şeyin ilacı olarak gösterilen teknoloji, yine her şeyin ifade edilebileceği yegane yol olarak gösterildi.

    Bizim nesil 10 yıl içinde ülkede söz sahibi olacak. Bakalım her alanda susturarak, pusturarak, yasaklarayak yarattığınız bu yapay neslin bedelini nasıl ödeyeceksiniz büyükler! Merak ediyorum.

  • aşk…

    0

    deniz kenarında bir banktır. oturup saatlerce hayallere daldığın. gizli gizli öpüştüğün bir banktır.

    yağmurlu günlerde bile terk edemediğin, şemsiyeni açıp saatlerce bekleştiğin, denizin yağmurla kucaklaşmasını beraber izlediğin, soğuktan sımsıkı sarıldığın bir banktır aşk.

    gece yarılarına kadar sıkılmadan oturabildiğin, akılan gelen her şeyi rahatlıkla söyleyebildiğin, en tatlı kavgaları ettiğin… heyecanla o'nu beklediğin, gelince şöyle bir tutup elinden gözlerinin içine baktığın ve sıcacık öpüverdiğin yanağından…

    karşıyaka'ya giden vapuru beklerken bir simidi paylaştığın, beraber müzik dinlediğin…müzik bitse de devam ettiğin dansa…içindeki müziğe kulak verdiğin bir banktır aşk.

    bir banktı benim için aşk…deniz kenarına konuşlanmış sessiz alelade bir bank..şimdi deniz dalgalı, o bank kırık, aşksa çok uzak.

  • son yazı

    0

    gitmek mi yitmektir kalmak mı, artık; bilmiyorum.
    yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep…
    ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine…
    bilemem, belki bu yüzden ben sana
    yanlış bir yerden edilmiş bir büyük yemin gibiydim.

    ****

    beni hep aynı yerimden yaralayan
    o eve yine de döneyim istedim.
    ah benim sesimle söylesem de,
    inanmazlar; benzemiyor çünkü bir dile.

    ****

    döndüğüm, döndüğüm  ama döndüğüm…
    döndüğüm  bu sema sensin; döndüğüm…

    sen benim kara ömrüme vuran,
    suyumu harelendiren sevincimdin.

    onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
    titreme daha fazla kalbim!..
    bağışla kendini artık!..
    onu da bırak gitsin!..
    o senin en ezel gününden kaderin…
    sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin.

    ****

    bir masal, bir taş ağırlığında olabilir mi?
    olurmuş meğer!..
    birlikte bir masala inanmak istedim ben seninle, sadece bu!..
    sen beni tek
    tek
    bıraktın.

  • ama arkadaşlar iyidir

    2

    her şey insanlar için aslında. taşıyabileceğinden fazlasını da yüklese hayat bazen. hepsi bizim için. çünkü kendi yarattığımız sanal dünyanın sanal gerçekleri neticede. ve katlanmak zorundayız, kendi amaçlarımız, keyfimiz uğruna girdiğimiz yolların sapa çıkmazlara sürüklenmesine.

    ki katlanamam ben her zaman. bırakıp gidesim gelir. o an her şeyi bırakıp; bir sahil kasabasında, sallanan sandalyemde uyuklayasım gelir. içesim gelir bazen, dağıtasım gelir her şeyleri bir çırpıda.

    ama arkadaşlar iyidir. yanında olurlar insanın. canın yanarsa onunki de yanar. senin beş yandıysa onun iki yanar. korur kendini, kaptırmaz ama ortak olur derdine. arkadaşlar iyidir.

    insanın dağıtabileceği bir-iki arkadaşı olmalı. hani dostu olmaz da, zoraki sırıtmayacağı iki-üç insan olmalıymış. yaş aldıkça öğreniyorum. yalnızlık bir tercihtir elbet. ama yalnızlığı da ara sıra terk etmek gerekmiş.

    ama arkadaşlar iyidir neticede. ortak olurlar yalnızlığına. o an bitmiş gibi her şey. bir an “sen” olurlar karşında. eğilip kulağına “sana kız mı yok hocam” derler de, vururlar kadehin gözüne. kırparlar sağ gözü hafifçe, fondiplerler bardağı delikanlı bir azimle.

    onlar birer kamyondur. sense yol.. çok anlam yüklediklerin geçip giderken izlerini kolay silemezsin. ağırlaştıkça derinleşir yüzlerinin izleri. çok şey öğretir arkadaşların izleri. satanı da sahip çıkanı da.

    herkese sırtını dayamamak da gerekirmiş. bunu da öğrendim. sırtımı dayadığım, koynuma yasladığım çok bedeni hafızamdan silerken fark ettim. insan, sinsiymiş, hainmiş içten içe. sevgisiyle sararken ihanetini de örermiş.

    ama yine de iyidir arkadaşlar. en vurdulu kırdılı öykülerin oscarlık oyuncuları olursun beraber. sen iki tekme yediysen, o da üç yumruk yer. korur kendini, kaptırmaz ama ortak olur kavgana. iyidir arkadaşlar.

    aslında dağınıktır bu yazı başından beri. saçma sakildir. ve sen, bu satırlara kadar eriştiysen kardeşim. arkadaşımsındır benim. korursun kendini, kaptırmazsın…ama seversin de meraktan sonuna kadar dinlersin sözlerimi. bilirim.

  • viyadüklerden tünellere…

    0

    yine bir “sen” nöbetinin sonundayım. sonu yok sandığım bir tünelin ucundayım yine. bu kez de viyadüklerde, viyadüklerin o soğuk rüzgarında yalnızım. bir başına.

    üşürken anacağım seni bu kez de. ne fark eder? tünelin karanlığında dönmen için kendi kendime yalvarış provaları yaparken, şimdi mutluymuş da çok güçlüymüş gibi seni böyle olgunmuşcasına anmak… neye yarar ki?

    bir süre farklı melodiler, farklı insanlar, farklı heyecanlar tadacak; sonra yine bir tünelinde boğulacağım aşkının.

    ne fark eder?
    söyle!
    viyadüklerde özgürlüğü tatmak, ucu karanlık bir tünele bağlandıktan sonra.
    ne fark eder?
    ölümünü bekleyen bir cüzzamlı gibi herkesten kaçarak yaşamak.

    şehirleri birbirine bağlayan yollar gibi öykümüz. nice hikayeler, nice vuslatlar, nice hasretler geçiyor üzerinden. ve ben öyle umarsız, öylece umutsuz akıp giden bir ağır vasıtayım yolda.

    evet yollar gibi, tünellerden viyadüklere… uzayıp gidiyor ömrüm.

    yine bir viyadük. rüzgar çetin. yalnızım, özgürüm ama üşüyorum. neredesin? umursamıyorum.

    tek bir dileğim var. çok sev. aşık ol hatta.

    çünkü sen; hiç viyadüklerden tünellere koşan,
    bir ağır vasıta olmadın…

  • avcumda

    1

    avcumda yanakların
    öyle sıcak, öyle narin
    ve bu olup bitene inat
    öyle nazenin

    sanma ki unuttum
    yanaklarının sıcaklığını
    o şehrin soğuğunda

    avcumda avcun
    bir yemin gibi
    sımsıkı tuttuğum
    öylesine ‘benim’
    öylesine ‘senin’

    sanma ki bıraktım
    bir şehir gibi sokak sokak
    dolaştığım avuçlarını

    avcumda bin yıllık yorgunluğun
    avcumda bütün hatıran
    başladığım yerdeyim tekrar
    hiç yaşamadan

    alıp verdiğim
    bir ‘derin nefes’ti avuçların
    bir solukta akıp gitti yanakların
    derininden hafızamın

    sanma ki dolaşmadım
    bir şehri sokak sokak
    avcumda bir resim
    nefesimde adın

    ve sen!
    sevdiğim kadın

    “artık seninle biz
    düşman bile değiliz”

    onur – 27 mart 2010 / 02:00 – sakarya

  • hadinayyana

    0

    ne garip, temizlik suyla da oluyor ateşle de. anızlar yanarak yeni tohumlara yol açıyor, balkonun beyaz karoları yapışan çamurdan suyla arınıyor.

    peki “temizlenirken” içim; temize çekerken olanı biteni zihnim; dışımı yağmurlar ıslatıyor ve içim cayır cayır yanıyorsa… bu temizliğin sonunda pür-i pak mı olacağıma işarettir? bahar temizliğini mart ortasına bırakan yüreğim, bu sefer başarabilecek mi ayağa kalkmayı?

    şarkılar…beni bir tek yalnız bırakmayan onlar. ne dostlar, ne kitaplığımın tarih öncesinden gelen kokusu, ne içime yakan ateş, ne yanaklarıma düşen tuzlu su…ve işte şarkıda dediği gibi “her sözde her gözde şefkat aramam, kırıyor kalbimi sonunda nasıl olsa”

    sanırım aşk gitmeye yüz tutunca en son hamlelerini hoyratça yapıyor. “boşluğuna” geliyor insanın. şarkılarla, anılarla, rüyalarla en ücra, en müstehcen köşelerine şahbaz darbeler vurup kaçıyor. izliyor kıvranışınızı. aşk ölümün eşiğinde bile aşk’lığından kaybetmiyor.

    yazının başlığı ölmeye yüz tutmuşken son hamlelerini hoyratça kullanan bir aşkın, bir vakitler neşe içinde mırıldandığı en sevdiği şarkı dizesidir. onu hala seviyor muyum? belki en sıkışık vakitlerimde hüznümü, belki en rahat zamanlarımda huzurumu, belki en mutlu olduğum günlerde gözlerimin pırıltısını paylaşamadığım için özlüyorum.

    dün seni gördüm rüyamda

    arnavut kaldırımlı taş sokakta…

  • tuana…

    0

    dağlarına karlar yağan tuana. cennetin bahçelerine düşen ilk yağmur tanesi. ilk duyduğumda eğreti gelip de sonra ömrümün ortasına çöken sevda haresi. bitmeyi becerememiş bir aşkın doğmaya fırsat bulamamış meyvesi.

    bırakmaz hiç peşini, hayatın ateşini… bir damla bile olsa, ateşle birdir özü. yangınların sonudur tuana. kül değildir, ama alev de değildir. ısıtmaz ama üşütmez de. ılık bir damladır yüreğe düşen. içini titretir insanın sadece ilk an.

    yükselen bir ağıttır, gittiği yeri kendi bile bilmez. akıp giden bir şarkıdır, karanlık odaların izbe duvarlarında hapsolur…sahipsiz.

    uyanıp da gelesidir. yüreğini kan ağlatandır insanın.

    dağlarına karlar yağan tuana. cennetin bahçelerine düşen ilk yağmur tanesidir.

    tuana, benim hiç doğmayacak kızımın ismidir.

    ah, akıp gider oyun akıp gider

    devam eder hayat

  • far away

    0

    oldukça karanlık bir gecenin ortalarına doğru yazılmış, olabildiğince yalın bir yazı. seni özledim. şu anda seni çok özledim.

    gezdiğimiz yollar, konuştuğumuz konular, oturduğumuz banklar…neden aklımdan bir türlü çıkmak bilmiyor? bilemiyorum. neden 2. sınıf aşk romanlarındaki kadar hayalperest ve aptalım ki? neden “senden bir kaçış varsa bile kurtuluş yok”?

    yaşlandım ve yoruldum son 1-2 sene içinde. çokça eksildim kendi içimde. gözüm kesmiyor artık sil baştan’ları, yeni başlangıçları… ağlamak isterdim belki halime lakin..”gözlerim bitti” derler ya. gözlerin ve sözlerin bittiği bir uçurum kenarında hissediyorum kendimi

    onca umudun, hayalkırıklığının ardından neden hala seni düşünüyorum? neden hala seni özlüyorum ben? sen benim gibi bilmemkaç hikayeyi eskitmişken -belki-; ben neden ardımda bırak(a)mıyor, eskitemiyorum seni?

    seneler önce ilk gidişinde dinlediğim şarkıları dinliyorum yine. bir başka mart ayının başında yine acı çekiyorum. daha acı çekeceğim çok aybaşları, aysonları, mevsim sancılarım var. hiç gerçek olmayacak bir hayalin içinde hapsolacak ve o hayale aşık olacak kadar aptalım ben işte.

    hepsi bu.

    now every word is like a knife, but the silence cuts you twice…

  • bunu unutma, hatırla ama…

    0

    http://img294.imageshack.us/img294/9375/yney.jpg

    ve gitti işte ten ve dünya telaşından uzak sevgili. gitti o ve dağların ardına battı güneş…battı güneş… dağların ardına…

    tanbur’un hüzünlü sesinde, yılmaz bir erdoğan kederiyle gelsin. dünyevi ve ilahi tüm aşıklara.

    bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin, ayrılık atına eyer vurdun inadına.
    ama bizi unutma, hatırla ama.

    sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar; yeryüzünde de var, gökyüzünde de var.
    eski dostla ettiğin yemini,
    hatırla ama.

    sen her gece ay değirmisini başına yastık edince yollarda,
    dizime yattığın geceleri,
    hatırla ama.

    sen ey, hüsrev’i kendine kul, şîrin gibi bir nice güzeli esir eden,
    aşkının ateşiyle tıpkı ferhat gibi benim ayrılık dağını delmede olduğumu,
    hatırla ama.

    bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında

    bir aşk ovasını görmüştün hani;
    safran dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş.
    bunu unutma, hatırla ama.

    ey tebrizli şems,
    dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
    benim dinim senin yüzünle övünür, ey sevgili.
    bunu unutma, hatırla ama.

  • ilk yazı

    0

    gitmek mi yitmektir kalmak mı, artık; bilmiyorum.
    yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep…
    ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine…
    bilemem, belki bu yüzden ben sana
    yanlış bir yerden edilmiş bir büyük yemin gibiydim.

    ****

    beni hep aynı yerimden yaralayan
    o eveyine de döneyim istedim.
    ah benim sesimle söylesem de,
    inanmazlar; benzemiyor çünkü bir dile.

    ****

    döndüğüm, döndüğüm  ama döndüğüm…
    döndüğüm  bu sema sensin; döndüğüm…

    sen benim kara ömrüme vuran,
    suyumu harelendiren sevincimdin.

    onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
    titreme daha fazla kalbim!..
    bağışla kendini artık!..
    onu da bırak gitsin!..
    o senin en ezel gününden kaderin…
    sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin.

    ****

    bir masal, bir taş ağırlığında olabilir mi?
    olurmuş meğer!..
    birlikte bir masala inanmak istedim ben seninle, sadece bu!..
    sen beni tek
    tek
    bıraktın.

  • Trenler

    0

    Çocukluğumdan hatırladığım tek şey; tren vagonları ve istasyonlar.

    Babamı tek hatırladığım yer de istasyonlardır benim. Her yılın Ağustos’una yaklaşırken tekrar boğazıma düğümlenir adı. Tıkanır kalırım. Ne siyaset ne aşk ne iş güç kar etmez oluyor. Her yılın Ağustos’u ağır geçiyor.

    Babamın oğlu olmaktan erken emekli olduğum bu hayatta oğlumun babası olacağım günlerde nasıl bir baba olacağımı bile bilmiyorum. Sanırım babamla yaşayamadıklarımı deneyeceğiz oğlumla.

    - Bu gömleğin üzerine o kravat gider mi baba?

    - Baba…şey… bi kız var…

    - Baba bak ÖSS’de 310 puan almışım!

    - Baba hadi gel kafaları çekelim!

    - N’olcak bu memleketin hali be baba!

    - Baba ilk buluşmada ne giysem sence üzerime?

    O kadar erken gittiniz ki baba. Bir trene bindiniz ve kayboldunuz. Sen , senden az önce anneannem, Mesude teyze, ilkokuldan Esra, onun komşusu uzun boylu çocuk, öğretmenim Raşit Karaduman, Döndü hoca, Okan, Semih, Yunus… Bir kompartımana doluştunuz. Kiminiz kayıplara karıştınız, kiminiz ölümlere özne oldunuz ve gittiniz.

    Sana dair tek hatırladığım şey trenler. Kompartımanlarda uyuyakaldığımız o geceler. Ama biz son durağa geldiğimizde gün doğardı be baba. Sen o gün son durağa gelip indiğinde, ben günün battığını gördüm. Bir şehrin üzerine, çocukluğumun tam göbeğine…

    Yaşlandıkça sana ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ediyorum. Ne çok şey varmış konuşabileceğimiz. Ne çok şey varmış senden öğreneceğim. Sen olmadığın için 2-0 yenik başlıyorum her güne biliyor musun baba?

    Seninle yapamadıklarımızı kendi oğluma yapmak istiyorum o yüzden. Dertleşebilmesini istiyorum benimle. Kafaları çekebilmek istiyorum. Gömleğine uygun kravatı bulduğum, sevgilisi için ağladığında bana sarıldığı günler hayal ediyorum. Artık tek dileğim oğlumu ayakları yere basıncaya kadar yalnız bırakmamak.

    Seni çok özledim baba…

    Bugün çok özledim.

    Söylesene bir daha ne zaman trene bineriz?

    Ne zaman uyuyakalırız bir kompartımanda tekrar?

    Sabah kahvaltımızı hangi pastanede yaparız?

    Sen otur. Ben taksi bulurum artık baba. Çok büyüdüm yokluğunda…

    Seni hiç unutmadım baba…

    Hatıralarımız tren vagonlarında. Ne zaman yanımdan olanca hızıyla bir tren geçse, bir rüzgâr olup yanımdan estiğini de biliyorum. Seni çok seviyorum.

    Bir Ağustos’a daha yaklaşırken, kalbi sıkışmakta olan oğlun, Onur.

    O karanlık 17 sabahında, babamla beraber o trene binen yüz binlerce deprem şehidine Allah’tan rahmet dilerim.