﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>onur türkölmez ✔ &#187; Kişisel</title>
	<atom:link href="http://www.turkolmez.com/category/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkolmez.com</link>
	<description>hiçbir şey bitmez, her şey değişir</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 09:47:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Fotoğrafium Yarışma açmış :)</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2012/01/10/fotografium-yarisma-acmis/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2012/01/10/fotografium-yarisma-acmis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 18:05:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[snapshot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=1291</guid>
		<description><![CDATA[Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D Kit, Manfrotto 055XProb tripod ve Kata123Go-30 fotoğraf çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p>Fotografium <strong>Canon 600D</strong> profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak<strong><a href="http://www.fotografium.com/CANON-600D-18-55-IS-II-KIT-canta-8GB-Class-10-Hafiza-karti-Yedek-Batarya_3619.html">Canon 600D Kit</a></strong>, <strong><a href="http://www.fotografium.com/Manfrotto-055XPROB-Tripod_2495.html?search=055">Manfrotto 055XProb tripod</a></strong> ve <strong><a href="http://www.fotografium.com/Kata-Sling-KT123-GO-30-Sirt-cantasi_5019.html?search=kata%20123">Kata123Go-30 fotoğraf çantası</a></strong> kazanma şansı yakalayın! <a href="http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/" target="_blank">http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/</a> sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.</p>
<p><img src="http://ressim.net/8/out.php/i5320576_son1.png-k" alt="" /></p>
<div class="shr-publisher-1291"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2012%2F01%2F10%2Ffotografium-yarisma-acmis%2F' data-shr_title='Foto%C4%9Frafium+Yar%C4%B1%C5%9Fma+a%C3%A7m%C4%B1%C5%9F+%3A%29'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2012/01/10/fotografium-yarisma-acmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saylanmaz!</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2011/11/02/saylanmaz/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2011/11/02/saylanmaz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 21:02:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[saklambaç]]></category>
		<category><![CDATA[saylanmaz]]></category>
		<category><![CDATA[yolcu yolunda gerek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=1226</guid>
		<description><![CDATA[Nilüfer dinliyorum, kafam dumanlı. Hani giderken bana demiştin ya sen, yolcu yolunda gerek… Çocukken saklambaç oynardık. Bir keresinde aynı yere saklandığım çocuk beni yola ittirip açık etmişti. Sobelenmiştim. O zaman öğrendim “Saylanmaz!” bir oyunu iptal ettirme yetkisine sahip en sihirli kelimeydi. Şimdi o vakitlerimden “çocukken” diye bahsedebilecek kadar büyümüş olan ben yediğim sobeleri sayıyorum. Hepsi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p><em><a href="http://www.turkolmez.com/wp-content/uploads/yolcu.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1227" title="yolcu" src="http://www.turkolmez.com/wp-content/uploads/yolcu.jpg" alt="" width="400" height="600" /></a>Nilüfer dinliyorum, kafam dumanlı.</em></p>
<p align="right">Hani giderken bana demiştin ya sen, yolcu yolunda gerek…</p>
<p>Çocukken saklambaç oynardık. Bir keresinde aynı yere saklandığım çocuk beni yola ittirip açık etmişti. Sobelenmiştim. O zaman öğrendim “Saylanmaz!” bir oyunu iptal ettirme yetkisine sahip en sihirli kelimeydi. Şimdi o vakitlerimden “çocukken” diye bahsedebilecek kadar büyümüş olan ben yediğim sobeleri sayıyorum. Hepsi vücudumun muhtelif yerlerine yerleşmiş bisiklet morlukları gibi kalbime kaydolmuş. Üstlerine basıp basıp arkaik bir haz duyuyorum. Bir acıseverin soslu satırlarını okuyorsunuz siz de.</p>
<p>Kaç yılda tükenir bir ilişki? Kaç yılda bıkar da taraflar, kangren olmuş bir uzuv gibi kesip atarlar onlarca hatırayı? Kaç kavga silebilir ilk el ele tutuştuğunuz o karanlık caddeyi? Hangi uyuşuk alışkanlık yerini tutabilir ilk sohbetlerin kem-küm telaşını. Eli ayağı bir yere koyamamanın verdiği heyulayı, biteviye heyecanı. O heyecanın arasına sokuşturulmaya çalışılan iki saçma espriye gülücük eklemenin ezilmişliğini. Karşı tarafın o ezilmişliğe gülüşünü espriye yormanın iyimserliğini. O iyimserliğin peşine takılan “ulan her şeyi berbat ettim” kötümserliğini…</p>
<p>Ve kaç ayrılık yeniler ikinizi, her biri ayrı ayrı yenik düşürürken yüreğinizi.</p>
<p>Şimdi elini tuttuğun sevgili, en değerli şeyindir senin. Kristal bir vazoyu taşır gibi taşımalısın yüreğini. Kırmayacak kadar narin, düşürmeyecek kadar güçlü tutmalısın ellerini.</p>
<p>Ve biliyorum bu sözler de boş gelecek sana.</p>
<p>Ve biliyorum çünkü sen bir ilişkinin sonuna yaklaştığını hissediyorsun.</p>
<p>Ve biliyorum yine de umursamıyorsun.</p>
<p>Ve bilmiyorsun umursamadığın şeyleri gerçekte unutamayacağını.</p>
<p>Unutamazsın, ya da aslında bir süre hatırlamazsın. Sonra bir gün, öylesine yolda yürürken… Kalp krizi gibi gelir, oradan böğrüne yükselir, boğazından kusar gider hepsi. Kusunca da bitmez ha. Nöbet olur gece gündüz kovalar ardın sıra. Aydınlatma direklerine tutunur ağlaya ağlaya kendine anlatırsın bütün bir ömrünün en güzel 45 saniyesini.</p>
<p>Nefret etme noktasına geldiğinde bile aklının bir kenarında o en sevdiğin halinin fotoğraf karesi piç gibi sırıtıyor ya… Ben o hisse bitiyorum arkadaş. Aklın kaç türlü oyunu varsa, hepsine mantıklı bir açıklama bulabilirim, ama sokakta gördüğün alelade bir surata onun suretini iliştirmenin mukayese etmenin mantığını çözemedim. Takılıp kalmak mı bu?</p>
<p>Arızalı mıyım ben? Üstünden geçen bir ton şey neyin nesiydi o zaman? Orada burada edilmiş sohbetlerde ortaya atılmış ama filiz vermemiş flört tohumları neydi? Kilometrelerce teptiğim yollar neyin nesiydi? Verdiğim onca emek nereye gitti de ben hala o ilk kaybettiğim emeklerimin arkasındayım?</p>
<p>Gene mi biri itti beni bu yol ortasına. Gene mi sobelendik anasını satayım. Yok arkadaş! Saylanmaz! Benim canım yandı bu oyunda. Ta en başından en doğru kararları verdiğim en doğru insanları tanıdığım yeni bir hayata sıfırdan başlamak istiyorum ve bu kez saklanmadan ve sobelenmeden yaşamak istiyorum.</p>
<p>Neysem oyum, değiştiremem. Kimse değiştiremedi, kimseyi de ben değiştiremedim.</p>
<p>Hani giderken bana demiştin ya sen, yolcu yolunda gerek.</p>
<p>Yolun da… Yolcunun da…</p>
<p>Sağlıcakla</p>
<p><a href="http://fizy.com/#s/1agmiv">http://fizy.com/#s/1agmiv</a></p>
<div class="shr-publisher-1226"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2011%2F11%2F02%2Fsaylanmaz%2F' data-shr_title='Saylanmaz%21'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2011/11/02/saylanmaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınırlı bir yaşamda başarının sırrı</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2011/10/17/sinirli-bir-yasamda-basarinin-sirri/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2011/10/17/sinirli-bir-yasamda-basarinin-sirri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2011 22:04:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[aç kal budala kal]]></category>
		<category><![CDATA[mezuniyet konuşması]]></category>
		<category><![CDATA[stanford]]></category>
		<category><![CDATA[stay hungry stay foolish]]></category>
		<category><![CDATA[steve jobs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=1214</guid>
		<description><![CDATA[Bu konuşmayı Steve Jobs&#8217;a veda etmek için duygu sömürüsü için falan paylaşmadım. Aslında koyu tuttuğum yerler ve genelinde tüm metin bize çok büyük dersler veriyor. İçimizdeki sese kulak vermemizi hayatın kısa olduğunu ve insanın tek yatırımı olan hayallerine yönelmesi gerektiğini fısıldıyor. Bizim liderlerimiz ya da başarılı girişimcilerimiz genelde kendi ideolojilerini ve yaşam felsefelerini methetmek için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p>Bu konuşmayı Steve Jobs&#8217;a veda etmek için duygu sömürüsü için falan paylaşmadım. Aslında koyu tuttuğum yerler ve genelinde tüm metin bize çok büyük dersler veriyor. İçimizdeki sese kulak vermemizi hayatın kısa olduğunu ve insanın tek yatırımı olan hayallerine yönelmesi gerektiğini fısıldıyor.</p>
<p>Bizim liderlerimiz ya da başarılı girişimcilerimiz genelde kendi ideolojilerini ve yaşam felsefelerini methetmek için toplantılar düzenler konuşmalar yaparlar. Ben henüz şu konuşmadaki kadar insan özgüven aşılayan bir ruh yakalayabilmiş değilim. Bizim liderlerimiz, kanaat önderlerimiz kendiegolarını tatmin etmek peşindedir çünkü.</p>
<p><span id="more-1214"></span></p>
<p><em>“Bugün burada, dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle birlikte olmaktan onur duyuyorum.</em></p>
<p><em>Ben üniversite mezunu değilim. Gerçeği söylemek gerekirse, üniversite mezuniyetine en yakın olduğum an, şu an. Bugün size kendi yaşamımdan üç öykü anlatmak istiyorum. Tüm konuşmam, bu üç öyküden oluşacak. Yalnızca üç öykü… Fazla bir şey anlatacak değilim. Birinci öyküm, noktaları birleştirmek ile ilgili.</em></p>
<p><em>Altı ay okuduktan sonra Reed Üniversitesi’ni bıraktım. Fakat üniversiteden gerçek anlamda ayrılmadan önce, kampüse on sekiz ay daha gidip gelmeyi sürdürdüm. Soranlar mutlaka olacaktır: Üniversiteyi neden bıraktım? Aslında her şey, ben doğmadan önce başlamıştı. Biyolojik annem, yani beni dünyaya getiren kadın, evlenmemiş, genç ve güzel bir doktora öğrencisiydi. İstenmeden dünyaya gelen bebeğini evlatlık vermekten başka bir çaresi yoktu. Ancak bir koşulu vardı: Beni evlatlık olarak almak isteyen ailenin, kesinlikle üniversite mezunu olmasını istiyordu.</em></p>
<p><em>İstediği gibi bir aileyi, ben doğmadan önce bulmuştu. Bir avukat ve eşiyle anlaşmış, doğar doğmaz beni evlatlık olarak onların alması için her şeyi önceden ayarlamıştı. Fakat annem, bir konuyu hesap etmemişti. Onların aslında, bir kız bebek istediklerini galiba pek anlamamıştı. Bu yüzden, bekleme listesindeki ailem gece yarısı telefonda ‘Bir erkek bebeğimiz oldu; onu almak ister misiniz?’ diye soran bir sesle karşılaşınca, biraz üzüldüler. Ancak yine de ‘Elbette’ diye cevap verdiler.</em></p>
<p><em>Biyolojik annem bir süre sonra, yeni annemin üniversiteden, yeni babamın ise liseden mezun olamadıklarını öğrendi. Evlatlık verme işlemiyle ilgili yasal kağıtların sonuncusunu imzalamayı bu nedenle reddetti. Fakat yeni ailem, beni kesinlikle üniversiteye gönderecekleri konusunda söz verince, annem yumuşadı ve evlatlık verme işlemi tamamlandı.</em></p>
<p><em>O günden on yedi yıl sonra üniversiteye başladım. Fakat tuttum, saf saf, burası gibi, Stanford Üniversitesi gibi, pahalı bir üniversiteye girdim. İkisi de çalışan yani işçi sınıfından kişiler olan annem ve babam, ellerine avuçlarına geçen paranın hemen hemen tümünü benim üniversite öğrenimim için harcıyorlardı.</em></p>
<p><em>Altı ay sonra, kara kara düşünmeye başladım ve ‘Bu işin böyle gideceği yok’ dedim kendi kendime. Bir şeyler yapmalıydım, ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Yaşamımı nereye yönelteceğim ve bu yolda <strong>üniversitenin bana nasıl yardımcı olabileceği konusunda hiç bir fikrim yoktu. Burada, annem ve babamın yaşamları boyunca biriktirdikleri tüm parayı harcıyordum. Buna hakkım yoktu.</strong></em></p>
<p><em>Bu düşünceler altında üniversiteden ayrılmaya karar verdim. Üniversite öğrenimi olmadan da yaşamda başarılı olunabileceğine kendimi inandırmaya çalıştım.</em></p>
<p><em>Ve bunda başarılı da oldum. Bu kararım o zaman oldukça korkutucu olsa da yaşamımda verdiğim en iyi kararlardan biriydi sanırım.</em></p>
<p><em>Üniversiteden ayrıldığım an, beni hiç ilgilendirmeyen zorunlu dersleri almaktan kurtuldum ve ilgimi çeken derslere girmeye başladım. Bu durum, kararımın güzel yönüydü. Ama olayın bir de hoş olmayan yönü vardı. Öğrenci yurdundaki rahat yaşamımdan yoksun kalmıştım. Artık kendime ait bir odam yoktu. Arkadaşlarımın odasında yerde uyuyordum. Depozitolu kola şişelerini götürüp, karşılığında yiyecek bir şeyler alıyor, yemek sorunumu böyle geçiştirmeye çalışıyordum.</em></p>
<p><em>Pazar günleri Hare Krishna Tapınağı’nda bedava, üstelik güzel yemek veriliyordu. Haftada bir kez olsun güzel bir yemek yiyebilmek için, yaklaşık on iki kilometre uzaklıktaki kiliseye yürüyerek gidiyor, oradan yürüyerek dönüyordum.</em></p>
<p><em>Bu durum o günlerde pek hoşuma gidiyor değildi. Fakat ilgimi çeken konular uğruna tüm bunlara katlanmamın, yaşamımın ilerideki yıllarında benim için ne denli yararlı olduğunu gördüm. Bakın bir örnek vereyim size: O yıllarda Reed Üniversitesi, ülkedeki en iyi kaligrafi (yazı sanatı) eğitimini veriyordu. Üniversite kampüsünün hemen her yeri, güzel yazılarla yazılmış duyurular, afişler ve çıkartmalar ile donatılmıştı.</em></p>
<p><em><strong>Normal öğrenimimi bıraktığımdan ve zorunlu derslerle artık bir işim olmadığından, kaligrafi derslerine girmeye karar verdim.</strong> ‘Serif’ ve ‘Sans Serif’ yazı biçimlerini, farklı harf grupları arasındaki değişen boşluk ölçülerini ve iyi bir ‘yazı dizimi’nin nasıl olması gerektiğini öğrendim bu derslerde.</em></p>
<p><em><strong>Öğrendiklerimin bana bir yararı dokunabileceğini sanmıyordum. Ancak on yıl sonra, o derslerde öğrendiklerimin tamamını ilk Macintosh’u tasarlarken kullandım. Başarılı bir çalışma yaptım ve… Sanatsal ve güzel görünümlü yazılar kullanan ilk bilgisayarı oluşturdum.</strong></em></p>
<p><em>Üniversitede o güzel yazı derslerine girmeseydim, bugün Macintosh bilgisayarındaki o çeşitli ve sanatsal yazı biçimleri ve araları özel boşluklu yazı karakterleri olmayacaktı. Windows da Mac’i takip ettiğinden, bu sanatsal yazı biçimleri büyük bir olasılıkla bugün hiç bir bilgisayarda bulunmayacaktı.</em></p>
<p><em>Kişisel bilgisayarlardaki bu olanaklardan yararlanan tüm kullanıcılar adına tüm içtenliğimle söyleyeyim ki, normal üniversite öğrenimimi iyi ki yarıda bırakmışım ve… Beni hiç ama hiç ilgilendirmeyen bir takım derslere girerek zamanımı boşuna harcamaktansa, iyi ki ilgimi çeken güzel yazı deslerine girmişim.</em></p>
<p><em>Üniversite öğrencisi olduğum günlerde ileriye baktığımda, bu noktaları birleştirmek elbette olanaksızdı. Fakat şimdi, on yıl sonrasından başımı çevirip geriye baktığımda, bu noktaların çok uyumlu bir biçimde birleştiğini görebiliyorum.</em></p>
<p><em><strong>İleriye bakarak, yaşamdaki noktalarını birleştiremezsiniz. O noktaları ancak, geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Bu yüzden noktaların gelecekte bir biçimde birleşeceğine şimdiden inanmanız gerekir. Bir şeylere inanmak, güvenmek zorundasınız. Kadere, yaşama, karmaya, neye olursa olsun, bir şeye kesinlikle inanmalısınız. Bu yaklaşımım beni hiç bir zaman düş kırıklığına uğratmadı; yaşamımdaki tüm farklılıklar, bu inançlarım sayesinde gerçekleşti.</strong></em></p>
<p><em>İkinci öyküm, sevmek ve kaybetmekle ilgili.</em></p>
<p><em>Ne yapmayı sevdiğimin erken yaşlarda keşfedebildiğim için şanslıyım. Woz ve ben bizim garajda Apple’ı kurduğumuzda, 20 yaşındaydık. Çok çalıştık ve on yılda Apple’ı nereden nereye getirdiğimizi siz de biliyorsunuz: Garajdaki o iki kişiden, 4000’in üstünde çalışanı ve yıllık iki milyar dolar cirosu olan dev bir şirkete dönüştü Apple.</em></p>
<p><em>Apple zirveye oturmuşken, ben yerimde durmadım. Şirketin en iyi bilgisayarı olan Macintosh’u tasarladım. Mac piyasa çıktıktan bir yıl sonra ise işten atıldım. O dönemde otuz yaşındaydım.</em></p>
<p><em>Bana soranlarınız olabilir: Bir insan kendi kurduğu şirketten nasıl atılabilir?</em></p>
<p><em>Bu sorunun yanıtı, Apple’ın hızlı büyüme öyküsünde gizli. Apple başdöndürücü bir hızla gelişirken, süreci benimle birlikte yönetmesi için son derece yetenekli olduğuna inandığım bir işletmeciyi işe aldık. İlk bir, bir buçuk yıl işler iyi gitti. Ancak zamanla işe aldığım bu kişinin görüşleriyle benimkiler uyuşmamaya başladı. Ve bir gün, büyük bir tartışma yaşadık. Aramızdaki anlaşmazlığı yönetim kurulumuza götürdük. Yönetim kurulu onun yanında yer aldı, onu haklı buldu. Böylece ben kendi kurduğum şirketten atıldım.</em></p>
<p><em>Daha çok gençtim ve yaşamımın merkezini oluşturan işimin dışında bırakılmıştım. Çok berbat bir duyguydu bu.</em></p>
<p><em>Ne yapmam gerektiğine bir kaç ay karar veremedim. Sanki bir önceki kuşağın girişimcilerine kötü örnek olmuşum, onları düş kırıklığına uğratmışım gibi bir duygu kapladı içimi. Elime geçirdiğim orkestra şefi değneğini düşürmüşüm gibi geliyordu bana. Tam bir başarısızlık örneğiydim. Evimi başka bir semte taşımayı bile düşündüm.</em></p>
<p><em>Sonra aniden bir şey oldu. Daha doğrusu zihnim heyecan dolu bir keşif yaptı. Kapı dışarı edilmiş olsam da, yaptığım işi hala çılgınca seviyordum. Apple’dan kovulmuş olmam, bu sevgide en küçük bir azalmaya yol açmamıştı. Beni işim reddetmiş değildi ki… İşimin başındaki kişiler reddetmişlerdi beni.</em></p>
<p><em>Bu gerçekle yüzyüze geldiğim an, karar verdim: ‘Yeniden başlayacağım’ dedim. O günlerde pek farkına varamamıştım. Şimdi ise çok iyi görebiliyorum.</em></p>
<p><em><strong>Apple’dan çıkarılmam, meğer yaşamımda başıma gelebilecek en iyi olaymış.</strong> Başarılı olma zorunluğunu ve beraberindeki sıkıntıları geride bırakmış, <strong>işe yeni başlayan birinin taptaze heyecanı ile dolmuştum.</strong> Bu duygu bana, yaşamımın en yaratıcı dönemlerinden birine girme özgürlüğünü vermişti. Sonra neler yaptığımı anlatayım: O günleri izleyen beş yıl içinde, Next ve Pixar adlı iki şirket kurdum. Daha sonra, ileride eşim olan mükemmel bir kadına aşık oldum. Pixar dünyanın ilk bilgisayar animasyonlu filmini üretti. Bu şirket şu anda dünyanın en değerli entegre animasyon stüdyosu konumunda.</em></p>
<p><em>Olaylar gelişti, gelişti&#8230; Next öyle başarılı bir noktaya geldi ki, Apple şirketi satın aldı. Dolayısıyla ben de, ilk göz ağrım olan Apple’a dönmüş oldum.</em></p>
<p><em>Next’de geliştirdiğimiz teknoloji, Apple’ın şu andaki değişiminin belkemiğini oluşturuyor. Apple bugün, bu sağlam belkemiğinin varlığı nedeniyle dimdik ayakta.</em></p>
<p><em>Apple’dan kovulmasaydım bunların hiç biri gerçekleşmezdi diye düşünüyorum. Tadı acı olan bir ilaçtı bu; fakat bence hastanın acı da olsa bu ilaca gereksinimi vardı; bu ilacı alması gerekiyordu.</em></p>
<p><em>Kimi zaman yaşam bize tüm zorluklarını sunar. İşte o an yapmamız gereken tek şey, inancınızı kaybetmemektir. Yaşamımda beni ileriye götüren tek şey, yaptığım işe olan aşkımdır. Bundan hiçbir zaman kuşkum olmadı.</em></p>
<p><em>Yaşamınızda, neyi ve kimi sevdiğinize iyi karar verin. Çünkü yaşamınızın ekseni, sevdiğiniz kişiyle, sevdiğiniz iştir. İşiniz, her zaman yaşamınızın en büyük bölümü olacaktır. O nedenle, hayattan tat almanın tek yolu, yaptığınız işi sevmektir. İşinizi sevebilmenizin tek yolu ise, onun güzel ve yararlı bir iş olduğuna inanmanızdır.</em></p>
<p><em><strong>Size tavsiyem, eğer hala böyle bir iş bulamadıysanız, asla yılmayın. Aramaya devam edin. Yaşınız ya da konumunuz ne olursa olsun, yüreğinizle sevdiğiniz ve ‘İşte bu” dediğiniz bir işi mutlaka bulacaksınız.</strong></em></p>
<p><em>Sonuncu hikayem, trajik bir konuyla, ölümle ilgili…</em></p>
<p><em>Kimin söylediğini bilmiyorum ama, 17 yaşımdayken okuduğum şu sözü, yaşamım boyunca hiç unutmadım: <strong>‘Eğer her günü, o gün yaşamının son günüymüş gibi yaşarsan, asla pişman olmazsın.’</strong></em></p>
<p><em>Bu söz beni öylesine etkiledi ki, o günden bu yana geçen otuz üç yılda her sabah aynaya bakar ve kendime sorarım: Bugün yaşamımın son günü olsaydı, gün boyu yapacaklarımı gerçekten yapmış olmak ister miyim acaba?</em></p>
<p><em>Elbette hepsine ‘Evet’ demek imkansız. Bu noktada doğru olan ‘Hayır’ yanıtları arttıkça, bir şeyleri değiştirmek gerektiğini fark etmek ve bu uğurda çalışmak. Tıpkı benim yaptığım gibi.</em></p>
<p><em>Eninde sonunda öleceğimi düşünmek, yaşamda büyük seçimler yapmama yardımcı olan en önemli etkendir. Çünkü yaşadığımız dünyaya ait tüm beklentilerimiz, gurur, kibir, başarı, başarısızlık gibi bu <strong>dünyanın sözüm ona önemli işleri, ölüm söz konusu olduğunda bir anda tüm önemini yitiriyor</strong>, tam anlamıyla kocaman bir ‘Hiç’ oluveriyor.</em></p>
<p><em>Bir gün öleceğimizi unutmamak, kaybedecek bir şeylerin olduğunu düşünme tuzağından kurtulabilmek için en gerçekçi yöntemdir. <strong>Yaşamınızda, yüreğinizin götürdüğü yere gitmemeniz, yüreğinizin sesini dinlememeniz için hiç bir neden yok. O nedenle, kalbinizin sesini dinlemekten asla korkmayın.</strong></em></p>
<p><em>Yaklaşık bir yıl önce bana kanser teşhisi konuldu. Sabah yedi buçukta hastaneye gitmiştim; pankreasımda bir ur saptandı. Pankreasın ne demek olduğunu bilmiyordum bile…</em></p>
<p><em>Doktorlar bana, pankreas kanserinin tedavisinin olanaksız olduğunu söylediler ve en fazla altı ay ömrümün kaldığını açıkladılar.</em></p>
<p><em>Ölümle karşılaşmadan, ona hazırlıklı olmam gerekiyordu. Evimi ve işlerimi bir düzene sokmam şarttı. Düşünün, önümdeki on yıl boyunca çocuklarıma anlatmayı düşündüğüm her şeyi, onlara sadece birkaç ayda anlatmak zorundaydım.</em></p>
<p><em>Yaşama veda etmeden önce, ailemin yaşamının sorunsuz sürebilmesi için geride kalan her şeyi ayarlamam gerekiyordu. Altı aylık ömrümün kaldığı haberi, benim için o altı aylık sürede tüm bu sorumluluklarımı yerine getirmiş olmam anlamını taşıyordu.</em></p>
<p><em>Teşhisin yapıldığı o günün akşamına kadar, bu ve benzeri düşünceler içinde yaşadım. Akşam biyopsi yapıldı. Zorlu bir operasyonla pankreasımdaki tümörden bir kaç hücre alındı.</em></p>
<p><em>Ben narkozun etkisiyle uyuyordum. Hiç bir şeyin farkında değildim. Uyandığımda eşim, bana verebileceği en güzel haberi verdi: Doktorlar, hücreleri mikroskopta inceledikten sonra, hastalığımın pankreas kanseri türleri arasında tedavi edilebilecek nadir vakalardan biri olduğunu anlamışlar ve o an, görmeliymişim onları, çocuklar gibi sevinmişler. Bir gün sonra ameliyat oldum. Şimdi ise gördüğünüz gibi dimdik ayaktayım. Karşınızdayım.</em></p>
<p><em><strong>Doktorumun bana pankreas kanseri olduğumu söylediği işte o an ilk kez yüzyüze geldim ölümle.</strong> Umarım o anı, önümdeki 20-30 yıl boyunca bir daha yaşamam. Fakat ölümle yüzyüze gelme anını yaşamış bir kişi olarak size şunu kesinlikle söyleyebilirim: <strong>Kimse ölmek istemez. Cennete gideceklerinden emin olan kişiler bile ölmek istemezler…</strong> Ancak ölüm, hepimizin paylaştığı bir ortak noktadır. <strong>Ölüm, yaşamın tek ‘en iyi icadı’dır. Yaşamın tek ve gerçek ‘değişim aracı’dır.</strong></em></p>
<p><em>Yeniye yer açmak için eskinin ortadan kaldırılması gerekir. Şu anda yeni olan sizsiniz, ancak çok da uzak olmayan bir gün, ‘eski olan’ da siz olacak ve yaşam sahnesinden silineceksiniz. Böyle üzücü ve hatta ürkütücü bir konudan söz ettiğim için üzgünüm ama… Bunların tümü hayatın değişmez gerçekleri.</em></p>
<p><em><strong>Bu hayatta zamanınız sınırlı. O sınırlı zamanı, başkasının yaşamını yaşayarak harcamayın.</strong> Başka kişilerin düşünceleriyle yaşanan yaşam, dogmaların tuzağına düşmek demektir.</em></p>
<p><em>Başka kişilerin düşüncelerinin gürültüsü, içinizdeki sesi bastırmasın. Daha da önemlisi, yüreğinizin ve sezgilerinizin peşinden gidebilecek bir cesarete sahip olun. Gerçekten ne olmak istediğinizi ve nereye gitmek istediğinizi, en iyi onlar biliyorlar çünkü… <strong>Yüreğiniz ve sezgileriniz… Onlara inanın, onlara güvenin…</strong></em></p>
<p><em>Gençliğimde, ‘Dünya Kataloğu’ adlı bizim kuşağın başvuru kitaplarından biri olan güzel bir yayın vardı. Stewart Brand adlı bir kişi çıkarıyordu bunu. 1960’ların sonuydu, bilgisayarlardan ve masaüstü yayıncılıktan önceydi. İdealist bir yayındı. Zengin bilgilerle, öğretilerle, kavramlarla doluydu.</em></p>
<p><em>Stewart ve arkadaşları, bu ‘Dünya Kataloğu’ adlı yayını ancak birkaç sayı çıkartabildiler. 1970’in ortasıydı. O yıl ben, sizin şimdi olduğunuz yaştaydım. ‘Dünya Kataloğu’ kapanmadan önceki son sayısının arka kapağında, ilginç bir fotoğraf yayımlamıştı. Sabahın erken saatlerinde çekilmiş, uzayıp giden bir yolun fotoğrafıydı bu. Altında da şunlar yazıyordu: Sizi aç kalmanız rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanız da rahatsız etmeyecektir. Onların veda mesajı buydu.</em></p>
<p><em>Sizi aç kalmanız rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanız da rahatsız etmeyecektir.</em></p>
<p><em>Bu sözü kendime, kendim için çok kez söylemişimdir. Şimdi ise, birazdan diplomalarını alıp, yaşama ilk adımlarınızı atacak olan size, sizin için söylüyorum: <strong>Aç kalmak sizi rahatsız etmiyorsa, aptal kalmanız da rahatsız etmeyecektir.</strong>”</em></p>
<p style="text-align: right;">Bir düşünün Steve Jobs&#8217;un aslen müslüman bir ailenin çocuğu olduğu konuşuluyor şu sıra. Eğer o bu coğrafyada yetişseydi okulunu bırakıp kaligrafi derslerine girmesine izin verilir miyid? Şirketinden kovulduktan sonra herkes onunla alay etmez miydi?</p>
<p style="text-align: right;">Amacım oryantalist davranmak değil ama bir gerçeği kabullenmeliyiz. Aşırı karamsarız ve hayallerinin peşinden gidenleri peşin yargılıyoruz. Olan ilk kötü gelişmenin kuyruğuna takılıp kötücül bir sarmala mahkum oluyoruz. Ve ileride birleşebilecek noktaları göz ardı ediyoruz. Belki de bu yüzden bu coğrafyadan hayal kurabilen kurduğu hayallerin peşinden korkusuzca gidebilen kendi ayakları üzerinde durmak isteyen Steve Jobs&#8217;lar çıkmıyor, çıkamıyor.</p>
<p style="text-align: right;">Sınırlı bir yaşamda başarının sırrı, hayatı tüm olumlu ve olumsuz şartlarıyla kabul etmekle geliyor sanırım. Hayatımızı sırtlayıp kendi tercihlerimizle kendi iç sesimizin götürdüğü yere taşımakla oluyor. Tüm olumlu ve olumsuz şartların hayatın içinde var olduğu bizi gelecekte bir noktaya götüreceği ve ulaştığımız o yerde geriye dönüp bakınca geçmişin tüm dönüm noktalarının birleşip bir yol çıkaracağına inanmak gerekiyor. Bu kısa hayatta başarı dünyanın iyi-kötüyle muhteşem dengesinden ve o dengeye vakur bir saygıyla ceket iliklemekten geçiyor.</p>
<p style="text-align: right;">Bizim başarıya ulaşmamız için de gereken yaşamdaki noktaların ileride bir yerde birleşeceğine inanan, o birleştiği yerde dönüp tüm noktalardan ortaya çıkan yolu okuyabilen, tüm kalbiyle inanan ve güvenen insanlara ihtiyacımız var. Kimse yeni bir fenomen olmanın mecburiyetini omzunda taşımıyor. Ancak sıradan bir hayran olmanın ötesine geçip önce kendi dünyamızı sonra da &#8220;dünyayı&#8221; değiştirmenin yolu var olan fenomenlerin yürüdükleri yolu değil yürüyüş biçimlerini takip etmekten geçiyor.</p>
<p style="text-align: right;">İyi haftalar.</p>
<div class="shr-publisher-1214"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2011%2F10%2F17%2Fsinirli-bir-yasamda-basarinin-sirri%2F' data-shr_title='S%C4%B1n%C4%B1rl%C4%B1+bir+ya%C5%9Famda+ba%C5%9Far%C4%B1n%C4%B1n+s%C4%B1rr%C4%B1'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2011/10/17/sinirli-bir-yasamda-basarinin-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehir ve İnsan</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2011/10/03/sehir-ve-insan/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2011/10/03/sehir-ve-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2011 19:56:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şehir ve insan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=1198</guid>
		<description><![CDATA[http://twitter.com/#!/onurtrklmz/status/120782332780220417 devamı&#8230; Gerçekten de insan yaşadığı şehrin fiziki yapısıyla ruhunu biçimlendiriyor. Bu bilinç dışında gelişen bir olay olmakla birlikte bizi doğrudan doğruya etkiliyor. İnsan yaşadığı şehre biçim verdikçe aslında kendi ruhuna da biçim vermiş oluyor. Karışık şehir sorunlu insanlar demektir. Çünkü insanlar zaten günlük yaşamın var olan stresinin üzerine bir de şehrin düzensizliğiyle mücadele etmeye girişirse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p style="text-align: right;"><a href="http://twitter.com/#!/onurtrklmz/status/120782332780220417">http://twitter.com/#!/onurtrklmz/status/120782332780220417</a> devamı&#8230;</p>
<p>Gerçekten de insan yaşadığı şehrin fiziki yapısıyla ruhunu biçimlendiriyor. Bu bilinç dışında gelişen bir olay olmakla birlikte bizi doğrudan doğruya etkiliyor. İnsan yaşadığı şehre biçim verdikçe aslında kendi ruhuna da biçim vermiş oluyor.</p>
<p>Karışık şehir sorunlu insanlar demektir. Çünkü insanlar zaten günlük yaşamın var olan stresinin üzerine bir de şehrin düzensizliğiyle mücadele etmeye girişirse bu sorunları daha da katlar. Dar sokaklara park etmiş araçlar, karmakarışık otobüs durakları, sıkışık trafik insanların zaten var olan kısıtlı zaman/yoğun iş stresinin üzerine eklendiğinde hayat iyice çekilmez olur.Kirli bir şehir yüreğinde yersiz korkular taşıyan kirlenmiş ya da kirletilmiş insanların şehridir.</p>
<p>Şehir temizlendikçe insan kendini yeniden doğmuş hisseder. Düşünün ki her sabah tertemiz sokaklardan geçip işinize gidiyorsunuz. Evlerin camlarında üç beş saksı… Düşünün ki düzenli bir toplu taşıma sistemi içinde, ya da iyi planlanmış ve düzenlenmiş yollarda tahmin ettiğiniz sürelerde gideceğiniz yerlere ulaşıyor, şehrin size sağladığı eğlence mekanlarında iyi vakit geçirebiliyor, park alanlarıyla gün sonunda rahat bir nefes alabiliyorsunuz. Bir şehir size daha ne verebilir ki?</p>
<p>Mesela Kültür Sanat… Değişik tiyatro oyunları ve sinema gösterimlerinin yanı sıra imza günleri, sergiler, prömiyerler, söyleşiler gibi özel kültür sanat etkinliklerinde gündelik hayatın dışında farklı zaman geçirebiliyorsunuz.</p>
<p>İnsan şehrine bu imkanları getirdikçe şehir de onu etkileyecek ve modernize edecektir. Şehre yapılan yatırım insana eninde sonunda geri dönecektir.</p>
<p>Uzun zamandır yaşadığım şehirde düzensizlik başıboşluk alıp yürümüştü. Her yerin eski ve bakımsız oluşu bir yana şehrin bir silueti ve ruhu da yoktu. İnsanlar da belki de bundan pay alarak daha içine kapanık ve karanlık idiler. Ama son zamanlarda bir şeyler oluyor. Şehrin altyapısı değişiyor, sokaklar güzelleşiyor, caddeler düzenleniyor, ulaşıma çeki düzen veriliyor, her şey ve her yer yenileniyor. Sanki Sakarya yeniden nefes almaya başlıyor.</p>
<p>Bu değişimde emeği geçen yerel yöneticiler ve sivil toplum Sakarya halkını daha açık bir toplum haline getirmek için var gücüyle mücadele ediyor. Özellikle Ramazan’da daha da artan Kültür faaliyetleri yılın tüm zamanlarına yayılmış durumda. Ben artık şehrimde daha huzurlu yürüyorum. Çünkü bir şeylerin değiştiği yeni bir ümidin şekillendiği bir şehir görüyorum. Çünkü daha düzenli daha temiz ve daha modern bir kent görüyorum. Ve bu kenti gördükçe onun bir parçası olarak kendimi daha iyi hissediyorum.</p>
<p>Elbette değişim kolay olmayacaktır. Elbette bir dönem huzursuzluklar yaşanacaktır ve elbette alışılmış düzenden vazgeçmek son tercih olması istenebilir. Ama görünen o ki şehrin yeni hali eski halini pek de aratmıyor. O halde yeni şehri sevmeye başlamak ve eski şehrin sıkışık, huzursuz ve kasvetli havasına veda etmek gerekiyor.</p>
<p>Şehirlerin ve içinde yaşayan insanların gelişimi paraleldir biraz biraz. Şehir güzelleştikçe insan da kendi içindeki güzelliği keşfedecektir. Şehre yeni nefes üflemek kolay olmayacak, ama bu taze nefes belki de hepimizin ruhuna üflenecek ve hepimiz daha güzel bir şekilde huzurla yaşayacağız.</p>
<div class="shr-publisher-1198"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2011%2F10%2F03%2Fsehir-ve-insan%2F' data-shr_title='%C5%9Eehir+ve+%C4%B0nsan'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2011/10/03/sehir-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aptal Adam</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2011/08/26/aptal-adam/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2011/08/26/aptal-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2011 20:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[aptal adam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=1098</guid>
		<description><![CDATA[Hayatta herkes eşit değil. Bazılarının zekasını kullanma imkanı daha sınırlı. Bunlara aptal diyemezsin. Bazısında akıl zaten yok. Onlara deli diyor gülüp geçiyorsun. Ama cahilliği özümsemiş ve bu gözü kapalı haliyle mutlu olan, yeni bir şeye, kendi düşündüğünden yaşadığından farklı bir şeye klendini kapatan adama da sapına kadar aptal diyebilirsin. Kimdir aptal adam? Özetle yukarıda anlatmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p>Hayatta herkes eşit değil. Bazılarının zekasını kullanma imkanı daha sınırlı. Bunlara aptal diyemezsin. Bazısında akıl zaten yok. Onlara deli diyor gülüp geçiyorsun. Ama cahilliği özümsemiş ve bu gözü kapalı haliyle mutlu olan, yeni bir şeye, kendi düşündüğünden yaşadığından farklı bir şeye klendini kapatan adama da sapına kadar aptal diyebilirsin.</p>
<p>Kimdir aptal adam? Özetle yukarıda anlatmaya çalıştığım kıvamda bir insandır. Onun için yegane bir doğru vardır. Herkesin ona biat etmesini ister. Biat etmeyen haindir alçaktır. Onun tuttuğu takımı tutmayan namerttir, onun oy verdiği partiye oy vermeyen gerikafalıdır, onun istediğini yapmayam ondan aşağı durumdadır. Devamlı bir habis ve küçümser hava içindedir. Zira onun tercihleri ve o mükemmeldir.</p>
<p>Aptal adam; oy verdiği partiyle övünür. Çünkü onun oy vermesiyle o fikrin değer kazandığını sanır.</p>
<p>Aptal adam oy verdiği partiyle övünürken ironik bir şekilde ona deli gibib biat eder. Partinin her sözünü Allah kelamı gibi beynine kazır.</p>
<p>Aptal adam partisini/ideolojisini eleştiremez. Çünkü onda birincisi eleştirecek kapasite yoktur, ikincisi eleştirmeyi kendi gururuna ve biadına yediremez.</p>
<p>Aptal adam partisini eleştireni ihanetle suçlar. Onunla aynı partiye oy vermiş bile olsa (sanki bu mazur görülebilir bir faktörmüş gibi) başka biri onun idolojisini eleştiremez. Herkes parti/ideolojiye onun gib biat etmelidir. Çünkü onun her şeyi mükemmel olduğu gibi biatı da mükemmeldir.</p>
<p>Aptal adamın kadınlara saygısı yoktur. Sevgilisini aşağılar, evlendiğinde karısını döver, kavgada söverken ana-bacı tanımaz. Keza kendi ana-bacısına da saygısı yoktur. Çünkü aptal adamın lugatinde kadının “karnından zıpayı, sırtından zopayı” eksik edemezsin. Böyle yapmayanlaran da kılıbıktır hatta cinsel sorunları vardır, ve hatta eşcinsel falandır (sanki hakaretmiş gibi).</p>
<p>Aptal adamın aşağılık kompleksleri vardır. Sürekli size elinizde olanlarla ilgili olarak saldırır. İşinizi evinizi ailenizi sevgilinizi varlıklarınızı gözünüze sokar. Onları size karşı kullanmaya çalışır. Sizi onları tüketmeye karşı kışkırtır. Sizin hiçbir şeye sahip olmanızı istemez. Sizi içten içe deli gibi kıskanır ama belli etmez. Bir gün ola ki bir konuda size yetişirse onu da sizin gözünüze sokarak reklam eder. Aşağılıktır.</p>
<p>Aptal adama göre sadece kendi inandıkları gerçektir, onun inandıkları da hep doğru işler yapar. Onun inandıklarına onun gibi inanmayan herkes şerefsizdir, haindir. Ama aptal adamın kendine karşı gördüklerine karşı geliştirebileceği çok fazla bir argüman olmadığı için onlara tek yolla saldırır. Hakaret!</p>
<p>Evet aptal adam hakaret etmeyi sever. Aşağılamaktan zevk duyar. Küçük görmeyi iş edinir. Böyle yaşar çünkü. Böyle varlığını sürdürebildiğine ve ayakta kalabildiğine inanır. Diğer insanları bir böcektir ve ezilmeye mahkumdurlar çünkü.</p>
<p>Aptal adam mübarek bir gecede şöyle iç karartan, insanın yumruklarını sıktıran çenesini zonklatan bir yazıyı yazdırma sebebidir. O bir sürüngendir. Ve kendine benzeyen sürüngenlere yaranmak için aptallığını gözü kapalı savunur ve sürdürür.</p>
<div class="shr-publisher-1098"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2011%2F08%2F26%2Faptal-adam%2F' data-shr_title='Aptal+Adam'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2011/08/26/aptal-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>bitmez, değişir&#8230;</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2011/08/02/bitmez-degisir/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2011/08/02/bitmez-degisir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2011 20:48:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir şey bitmez herşey değişir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=1034</guid>
		<description><![CDATA[Bir kıza aşık olmuştum. Onu görmek için bir buçuk saatlik yolu çekmem gerekiyordu. Bana her “gel” dediğinde koşarak teptim o yolu. Bazen heyecanla, bazen öfkeyle, bazen aşkla bazen korkuyla gittim. Yanında olduğum her anı cennetten çalınmış bir saniye bildim. Ve orta boylu hayallerim vardı. Yarı aristokrat bir aile oluruz diye düşünmüştüm mesela. Ben akademik kariyerimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p>Bir kıza aşık olmuştum.</p>
<p>Onu görmek için bir buçuk saatlik yolu çekmem gerekiyordu. Bana her “gel” dediğinde koşarak teptim o yolu. Bazen heyecanla, bazen öfkeyle, bazen aşkla bazen korkuyla gittim. Yanında olduğum her anı cennetten çalınmış bir saniye bildim.</p>
<p>Ve orta boylu hayallerim vardı. Yarı aristokrat bir aile oluruz diye düşünmüştüm mesela. Ben akademik kariyerimi tamamlarken o da bir bankanın ya da ne bileyim bir şirketin üst düzey bir yöneticisi olurdu. Bahçe içinde sakin bir evimiz, kendi halinde bir hayatımız, kızımız. Ben pek haz etmesem de köpeğimiz falan..</p>
<p>Sonra o kız beni terketti.</p>
<p>Hayallerimi küçülttüm. Evi apartman dairesine çevirdim. Tek kişiye 2 göz oda yeter dedim. Köpeği pet shop&#8217;a iade ettim. Kitaplarıma gömüldüm. İşimle yordum kendimi. Senin birinin her isteğini yerine getirmen, onun da senin her isteğini yerine getireceği anlamına gelmiyordu çünkü. Mükemmel insan diye bir şey yoktu. Ben de hayallerimden kırptım, gözlerimi kararttım.</p>
<p>Bugün dönüp geriye bakıyorum. Hayatımda iki büyük kayıp yaşamıştım. Ben onlar “bitti” dedikçe hayatımın farklı yerlerinden bana göz kırptılar.</p>
<p>Babama hiç benzemeyeceğimi sanırdım. Çünkü onu örnek alabilecek kadar uzun görememiştim. Ben olsa olsa dedemle dayımın ortalama bir karışımı olabilirdim kendi gözümde. Çok sonra onun gibi düşündüğümü, onun gibi konuştuğumu fark ettim. İçime atmayı babamdan öğrenmişim mesela, sessizliği, ketumluğu, biriktirip öfkeyle haykırmayı ondan (ç)almışım. Var olanla inceden ters düşmeyi, muhaliflik taslamayı, yine de o bıçak sırtında kimseyi kırmadan ilerlemeyi velhasıl siyaset yapmayı babamdan öğrenmişim.</p>
<p>Şimdi ne zaman bir köşe yazısı okusam babamı anıyorum, ne zaman içli bir şarkı dinlesem o kızı. Hayatımda iki kayıp var demiştim. İkisi de bitti dedikçe kuytu köşelerden bana “şuramda” bir yerde olduklarını hatırlatmayı sürdürüyorlar. Bitmiyorlar, ama durmadan değişiyorlar. Bir gün öfkeye, öbür gün hasrete, sonraki gün umursamazlığa dönüşüp yürüdüğüm yolda etrafımda pervane gibi dönüp duruyorlar işte.</p>
<p>İşte bu yüzden sözümü değiştirdim. Yine “<a href="http://www.turkolmez.com/2011/01/18/herkes-akilli-bir-ben-deli/">herkes akıllı bir ben deli</a>”yim ama, bitti diye bastırdığım şeylerin bitmediğini sadece değişerek aklımın derinlerine bir yere saklandığının farkında olan bir deliyim.</p>
<p><em>ilk hayatla ikincisi arasında bir ömür vardır. hiçbir şey bitmez, her şey değişir… </em></p>
<div class="shr-publisher-1034"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2011%2F08%2F02%2Fbitmez-degisir%2F' data-shr_title='bitmez%2C+de%C4%9Fi%C5%9Fir...'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2011/08/02/bitmez-degisir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>özet geçiyorum&#8230;</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2011/06/24/ozet-geciyorum/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2011/06/24/ozet-geciyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jun 2011 23:05:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[muhteşem süleyman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=892</guid>
		<description><![CDATA[haziran bitiyor halen tatile çıkamadım. görünüşe göre de bu yaz da diğerlerinde olduğu gibi tatil hayal olacak. ama allah&#8217;tan 1-2 manyak arkadaşım var da onlardan birinin sayesinde denize girme şansım oldu. iş her zamanki gibi. yoğun basık ve sıkıcı. bırakıyorum birikiyor, birikenleri arada gidip topluca hallediyorum. (tamam koy oraya kanişin yanına grup dalıcam yorgunum psikolojisi) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p>haziran bitiyor halen tatile çıkamadım. görünüşe göre de bu yaz da diğerlerinde olduğu gibi tatil hayal olacak. ama allah&#8217;tan 1-2 manyak arkadaşım var da onlardan birinin sayesinde denize girme şansım oldu.</p>
<p>iş her zamanki gibi. yoğun basık ve sıkıcı. bırakıyorum birikiyor, birikenleri arada gidip topluca hallediyorum. (<a href="http://www.youtube.com/watch?v=iOTkjUTyXLk&amp;feature=player_detailpage#t=82s" target="_blank">tamam koy oraya kanişin yanına grup dalıcam yorgunum psikolojisi</a>)</p>
<p>okul uzadı. öyle böyle değil hem de baya uzadı. uzamaz dedik ama önünü alamadık. artık biterse ekime bitmezse &#8230; öhm neyse vakti var baya yani. yaz okulu için 3 ders aldım ama onların da bu tırt ortalamayı kurtarması pek kolay değil. velhasıl sakıp ağanın dediği gibi çalışamaah çalışmaah çalışmaah gerek!</p>
<p>bir süredir orhan koloğlu&#8217;nun &#8220;kim bu Mustafa Kemal?&#8221;ini okuyorum. Türkiye&#8217;den bir yazar Atatürk ve milli mücadele gibi çetrefilli konulara hayrettir ki tarafsız yaklaşabilmiş. o yüzden elimden düşmedi zaten yoksa 40 sayfalık ömrü yoktu.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/group.php?gid=111714650083" target="_blank">bilgi-kültür</a>&#8216;ün seminerleri sayesinde biraz daha okuduğum okulu hatırladım. bünyamin hoca&#8217;nın katkısını inkar edemem. KPSS puanımla 3-4 tane daha kadroya tercih yaptım. pek umudum yok ama hayırlısı. bu gece idare hukuku kitabını elime aldım. daha kapağını açmadım hala masada duruyor.</p>
<p>velhasıl durumlar her zamanki gibi. karışık.</p>
<p>not: bir de bu yazıda hal-i pür melal kelimesini kullanacaktım. aha da kullanmış oldum.  bi de şu resimdeki kız (aka meryem uzerli, gerçek hayatta sempatiğin önde gidenidir. yengeniz olur. ağzınızı devşirin.)</p>
<div class="shr-publisher-892"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2011%2F06%2F24%2Fozet-geciyorum%2F' data-shr_title='%C3%B6zet+ge%C3%A7iyorum...'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2011/06/24/ozet-geciyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>bir çocuk sevdi&#8230;</title>
		<link>http://www.turkolmez.com/2011/06/09/bir-cocuk-sevdi/</link>
		<comments>http://www.turkolmez.com/2011/06/09/bir-cocuk-sevdi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 00:50:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[bir çocuk sevdim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkolmez.com/?p=879</guid>
		<description><![CDATA[Bir çocuktum, gördüm onu uzaklarda. İki kol aralığı mesafenin yıllar alacak kadar aralık olduğunu anladım. Gözlerimde yersiz bir keder, sahipsiz bir korku… Her şeye rağmen bir an gülümsedim. Sıcak sade ama yine de kuşkulu… Bir çocuktum, sevdim onu uzaklardan. Sanıyordum ki onun da özlemiydi sevmek, sevilmek. Ve kuytu bir gecenin sabahında yalnızca duygularıma soyundum kaldım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<!-- Start Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><!-- End Shareaholic LikeButtonSetTop Automatic --><p>Bir çocuktum, gördüm onu uzaklarda. İki kol aralığı mesafenin yıllar alacak kadar aralık olduğunu anladım. Gözlerimde yersiz bir keder, sahipsiz bir korku… Her şeye rağmen bir an gülümsedim. Sıcak sade ama yine de kuşkulu…</p>
<p>Bir çocuktum, sevdim onu uzaklardan. Sanıyordum ki onun da özlemiydi sevmek, sevilmek. Ve kuytu bir gecenin sabahında yalnızca duygularıma soyundum kaldım. Sanıyordum ki onun da isteğiydi kendi duygularına sarılmak.</p>
<p>Biraz çocuk biraz adam ve biraz da hiçtim. Biraz aşktan biraz hasretten biraz da vuslattan içtim. Sona geldiğimde elimde gözyaşından zaman demetleri, daha önce denenmemiş yeni bir yol seçtim. Şimdi bir elimde yarın öbür elimde dün…</p>
<p>Kimse görmedi öylece yüreğimi içindeki sevgiyi büyüyen günbegün. Görmedi, göremedi ve göstermedim gayrısına. Bütün hüzünleri okşadım da birer birer, gizli bir ümide sarıldım ama yine de küskün.</p>
<p>Erken ihtiyarladım hem de pek erken&#8230; Dünyanın haline bakıp güldüm geçtim.</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://fizy.com/s/1ky2x6">http://fizy.com/s/1ky2x6</a></p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://on.fb.me/jY4FzF">http://on.fb.me/jY4FzF</a></p>
<div class="shr-publisher-879"></div><!-- Start Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic --><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><div class='shareaholic-like-buttonset' style='float:none;height:30px;'><a class='shareaholic-googleplusone' data-shr_size='medium' data-shr_count='true' data-shr_href='http%3A%2F%2Fwww.turkolmez.com%2F2011%2F06%2F09%2Fbir-cocuk-sevdi%2F' data-shr_title='bir+%C3%A7ocuk+sevdi...'></a></div><div style="clear: both; min-height: 1px; height: 3px; width: 100%;"></div><!-- End Shareaholic LikeButtonSetBottom Automatic -->]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkolmez.com/2011/06/09/bir-cocuk-sevdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

