Ankara!
22 Ekim haftası yaptığım çat kapı Eskişehir gezintisinin bir gününü başkente ayırdım. Eskişehir – Ankara arası çalışan hızlı tren hattını da böylece denemiş oldum.
Pazar sabahı Ankara’ya davet mesajını 11:45’de aldım, 10 dakika içinde hazırlanıp 12:00’deki hızlı trene yetişmek için evden alelacele çıktık. Tren biletini aldığımda saat 12’yi geçmişti. Son anda koşa koşa yetişebildim. Son yolcuyu aldıktan sonra hareket eden YHT gerçekten de vaad ettiği hızlı ve konforlu ulaşımı sunuyor.
http://www.twitpic.com/32ewny
Binişte sizi güler yüzlü TCDD personeli X-Ray cihazları ve özel platformlarıyla karşılıyor. (resmi dönüş sırasın erken çektiğim için güleryüzlü personelden henüz eser yoktu)
Yolculuğun başında her yolcuya birer kulaklık veriliyor. Bunları koltuğun kolçağındaki yuvalara yerleştirip ister LCD ekranda yayınlanan filmin sesini isterseniz diğer 5 kanalda yayınlanan müziği dinleyebiliyorsunuz. Kulaklıklardan bir sennheiser performansı beklemek yanlış, yol boyu sizi oyalayacak seviyede.
Vagonun ortasına yerleştirilmiş LCD tv’lerde bir sonraki durak ve anlık hız bilgileri altyazı olarak veriliyor. Ekranlarda dönen filmi takip etmek de yolculuğu keyifli kılıyor.
Hostesler son derece kibar. YHT tam bir uçak havası veriyor. Koltuklar rahat ve sallantı çok düşük seviyede. Hız olarak maksimum 250 km/s yapıyor ve 2,5 saat olan Ankara Eskişehir güzergahını şu an için 1,5 saate indirmiş durumda. Arada durduğu Sincan İstasyonu da olmasa 1 saat 10 dakikaya inebilir bence bu süre.
Efendim teknik detayları bir kenara bırakalım. Ne diyorduk? Hah, debdebeli bir sürecin sonunda Ankara’ya vardım. Şehir beni olanca karmaşasıyla karşıladı. Yeni yapılan Ankara Şehir Stadı dışarıdan bile etkileyici görünüyordu. Ama Sakarya’dan bildiğim o garabet mavi minibüsleri görünce sinir oldum. Ankara’yla ilgili ilk tespitim; Toplu taşıma iyi değil.
Garın hemen karşısında yenilenen Gençlik Parkı var. Burası daha önce o kadar da tekin olan bir yer değilmiş. Ama 5-6 aydır ailelerin gezebileceği şekilde yeniden düzenlenmiş ve izbe görüntüsünden sıyrılmış. Burada kahvaltımı Bir adet Ayvalık Tostu’nu perişan ederek yaptım
Gençlik Parkı içindeki Lunaparka girdik. Burada çok acayip adrenalin makinaları var. Bunlarla pek de iyi hatıralarım olmadığı için uyuzum ben. Roller Coaster, Crazy Dance, Fırlatma gibi bir sürü acayip alet.
Neyse yavaş yavaş yükselen dönme dolaba bindik de Ankara’yı cepheden görme şansımız oldu.
İlk defa geldiğim Başkent’te Anıtkabir’i görmeden olmaz dedim ama şansım yaver gitmedi. 29 Ekim hazırlıkları nedeniyle kapalı olan Ata’nın Kabrine, Ankara’nın Kalbine giremedik. Bedbaht olarak tekrar metroya döndük. Ha Anıtkabrin olduğu kısıma metroyla gittiğimizi söylemiş miydim?
Ankara’nın en başarılı bulduğum sistemi metro oldu. İki katlı bir metro hattı inşa edilmiş ve şehirde baştan başa yer altından ulaşım ağı kurulmuş. Halk da yoğun olarak kullanıyor bunu. Uzun mesafelere 10 dakikada erişmek mümkün oluyor. Londra halt etsin efendim!
Ne yapalım, ne yapalım diye içimiz içimizi yerken, Kızılay meydanında bulduk kendimizi. Oradan aşağı doğru sallandığınızda karşınıza Abdi İpekçi parkı çıkıyor. Ve meşhur Ankara’nın Geyikleri… Bunların önünde poz vermemek olmazdı. Kadraja geyikleri ve beni sığdıran eller dert görmesin
Sıhhiye’de Ankara Üniversitesi DTCF önünden otobüse binerek Ulus’a geliyoruz. Otobüsler olabileceğinin en eskisi. İstanbul’da ben çocukken kullanılan bilet sistemi uygulanıyor. Açıkçası ısınamadım. Hatta yadırgadım.
Ulus Ankara’nın ilk yerleşim bölgesi, Birinci ve İkinci Meclis burada. (burada gezi gurmelerine bir not, birinci meclis TBMM tarafından öğrencilerin ücretsiz ziyaretine açılmış, İkinci meclis için Kültür Bakanlığının 3TL’lik müze biletini satın alarak girebiliyorsunuz. Ayrıca Birinci Mecliste Fotoğraf çekmek kesinlikle yasak.) Ayrıca Türkiye İş Bankası’nın ilk şubesi de yine Ulus’ta. Onun hemen çaprazında ilk Sümerbank ve Mağazası bulunuyor. Ancak mağazayı daha sonra kapatıp LCW’ye çevirmişler, dokuyu bozmamak için harfleri de aynı şekilde basmışlar. Bunu gördüğümde çok gülmüştüm.
Yine Ankara’nın meşhurlarından at üstünde Mustafa Kemal heykeli ve Ulus. O heykelin hemen ardında bombalanan Anafartalar Çarşısı. Burası Ankara’nın ilk alışveriş merkezi ve bir not; Türkiye’nin ilk yürüyen merdiveni burada kurulmuş. Sırf onu görmek için bile gelenler olmuş.
Anafartalar Çarşısı’nın kenarından tırmanıyor ve Susam Sokağı’na geliyoruz. Ankara’nın en karışık yeri burası. Tamamen insan kalabalığı var. Ama oradaki fırından aldığımız tahinli ekmeğin tadı hala damağımda. Biz burada sırf toz yiyormuşuz diyorum hala.
Biraz daha yukarıda şu anda restorasyonu süren Hacı Bayram Veli Camii ve Türbesi karşılıyor bizi. Camiin etrafı konteynerlerle kapatıldığı için resim almak mümkün değil. Veli’ye dua edip dönüyoruz.
Yavaştan akşam mı oluyor ne?
19:00 hızlı trenine biletimi alıp güzel ülkemin başkentine veda ediyorum. Ve Eskişehir yolunu tutuyorum.
Eskişehir sonrası Ankara biraz daha burun kıvırdığımı itiraf etmeliyim. Fazla plansız ve oturmamış buldum. Hele ki bu görüntünü başkentte var olması üzdü beni. Ama metropol olmaktan eksiği var mı bence yok.
yazıyla ilgili tüm fotoğraflar http://photobucket.com/onurtrklmz-ankara adresimdeki albümde.