Archive for Mart, 2010

  • avcumda

    1

    avcumda yanakların
    öyle sıcak, öyle narin
    ve bu olup bitene inat
    öyle nazenin

    sanma ki unuttum
    yanaklarının sıcaklığını
    o şehrin soğuğunda

    avcumda avcun
    bir yemin gibi
    sımsıkı tuttuğum
    öylesine ‘benim’
    öylesine ‘senin’

    sanma ki bıraktım
    bir şehir gibi sokak sokak
    dolaştığım avuçlarını

    avcumda bin yıllık yorgunluğun
    avcumda bütün hatıran
    başladığım yerdeyim tekrar
    hiç yaşamadan

    alıp verdiğim
    bir ‘derin nefes’ti avuçların
    bir solukta akıp gitti yanakların
    derininden hafızamın

    sanma ki dolaşmadım
    bir şehri sokak sokak
    avcumda bir resim
    nefesimde adın

    ve sen!
    sevdiğim kadın

    “artık seninle biz
    düşman bile değiliz”

    onur – 27 mart 2010 / 02:00 – sakarya

  • t-mobile ci-vanım!

    0

    yılbaşından beri laptopumdan ayrılmaya çalışıyorum. cep telefonumu da satıp belli bir miktar kaynak yarattıktan sonra telefon ve pc’yi birleştirecek bir cihaz arayışına geçtim. nitekim sonunda bir süredir her ürünüyüle (mail, browser, arama) beni cezbeden google’ın telefonu g1 ile tanıştım.

    cihazın birden fazla markası var. ama bilnen adı t-mobile g1. ya da geliştirilme adı olan “htc dream” ile de anabiliriz.

    telefon tamamen google’ın ticaret ve hizmet mantığıyla hazırlanmış. akla gelen her işi yapabilen, tam internet destekli ve senkronizeli bir telefon yapmak istenmiş. ancak öte yandan da son kullanıcıya bir parça uzak olduğunu söylemek gerek. forumları gezmeyi seven ar-ge meraklısı gençlere hitap ediyor.

    tasarım :

    g1′ımın hem dokunmatik ekranı hem de tam fonksiyonlu bir q klavyesi var. bu yönüyle hem iphone freak’lara hem de dokunmatik ekrana eğreti olanlara göz kırpıyor. çok şık bir tilt hareketiyle yatay olarak açılan klavye n97 havası vermiş. ayrıca istenirse aktif edilebilen dokunmatik bir klavyesi de var.

    g1′ın altında bulunan “çıkıntı”, başta itici gelse de hem dikey hem da yatay kullanımda oldukça ergenomik bir his yaratıyor. ana kullanım tuşları bu çıkıntı üzerinde yer almış. 5 adet tuş ve 1 trackball’u var. trackball’un alamet-i farikasını blackberry bold’dan biliyoruz. ama g1′ın trackball’u bold’unkinden biraz daha çıkık ve bu sayede kullanımı daha kolay. ana tuşlar sırayla arama kabul – ana menü’ye dönüş – bir önceki menüye dönüş – arama red tuşları olarak sıralanmış. bunların üstünde bulunan menü tuşuysa o anda kullandığınız uygulamayla ilgili ayarlar listeliyor.

    q klavye oldukça rahat. elinize tam oturuyor ve 1-2 güdne pc hızında yazmaya başlıyorsunuz. klasik copy-paste yapma imkanınız var. bu yönden iphone’a çakmış bulunuyor. ancak aydınlatması yetersiz olmuş. bazı ortamlarda görmek zorlaşıyor. keşke herhangi bir tuşun üzerinde kabartma olsaymış.

    g1′da sadece bir adet çıkış var. bu da eski telefonum x800′ benzer bir eksi yön. şarj, data ve kulaklık çıkışları tek bir mini-usb arayüz üzerinde ve bu da demektir ki bu telefonla aynı anda birden fazla işlem yapamayacaksınız. ayrıca bu portun telefonun alt kısmında hem de tam ortada olması yatay kullanımı tam bir çileye dönüştürüyor. hele de benim gibi tombul elleri olanlara büyük işkence.

    yazılım-donanım :

    linux sanırım pc’de başaramadığını mobil cihazlarda başaracak. android harika! tamamen kişiselleştirilebilir, hızlı ve sağlam. ayrıca cihazın kimi yazılımsal eksiklerinin bir süre sonra giderilebileceğini tahmin edebiliyorsunuz.

    wlan performansı beklenenin üstünde. burada tarayıcısının da etkisi büyük. web sayfalarını normal görünümlerinde takip etmek mümkün. ancak ne yazık ki flash desteği yok. bunun da geliştiriciler tarafından kapatılacak bir açık olmasını umuyorum.

    cihazda klasik masaüstü mantığı daha kişiselleştirilebilir ve daha zengin bir arayüzle sunulmuş. gnome’dan alışık olduğumuz çoklu masaüstü düzeni mevcut. ve masa üstlerine dilediğimiz widget’ları ekleyebiliyoruz. widget’lar ve programlara ise android-market’ta tamamen ücretsiz olarak dağıtılıyor.

    android market uygulamaları oldukça zengin. google dersini iyi çalışmış ve kullanıcının tüm isteklerine cevap verecek uygulamalarla android’i zenginleştirmiş. marketin içinde su terazisinden metal dedektörüne, pusula’ya varana kadar en işe yarayanından en acayibine yüzlerce uygulama mevcut.

    kamerası iyi değil, ve bir kötü sürpriz daha; video kayıt özelliği yok. bunlar yazılım desteğiyle giderilse bile, orijinalın yerini dolduramayacak eksikler.

    diğer detaylar :

    dokunmatik ekran hassasiyeti muazzam. iphone’u bile sollayacak tepki hızları söz konusu. ancak multi-touch yok. bunun yerine trackball’un etkin kullanımı tercih edilmiş. kullandıkça “ulan bu nane olmasa bi halt yapamazdık bu telefonda” diyor insan ister istemez.

    kulaklığı mini-usb kulaklığın verebileceğinin en iyisi ama normalin altında. yakın zamanda bir adet dönüştürücüyle 3,5” kulaklığıma dönmek istiyorum.

    üstüne sayfalarca yazılası, saatlerce kurcalanası bu telefonun bataryası çok az ömürlü uykusuz gece testlerim sonucu 23-24 saat gidebildiğini tespit ettim. ve yıkıldım.

    genel yorumum :

    multimedya özellikleri zayıf, ancak genel kullanımıyla “iş görecek” bir telefon. tam google işi. görsellik zayıf, işlev büyük. laptopdan sizi kolaylıkla koparabilecek bir cihaz. mobilitenin keyfine varın.

    artılar :

    dokunmatik hassasiyeti

    tasarımı

    klavye ergonomisi

    android faktörü

    güçlü işlemcisi

    sistemin ve web tarayıcısının hızlı ve uyumlu çalışması.

    eksileri :

    multimedya kalitesinin düşüklüğü (kamera-kulaklık vd.)

    pil ömrü

    klavye aydınlatmasının zayıflığı

  • hadinayyana

    0

    ne garip, temizlik suyla da oluyor ateşle de. anızlar yanarak yeni tohumlara yol açıyor, balkonun beyaz karoları yapışan çamurdan suyla arınıyor.

    peki “temizlenirken” içim; temize çekerken olanı biteni zihnim; dışımı yağmurlar ıslatıyor ve içim cayır cayır yanıyorsa… bu temizliğin sonunda pür-i pak mı olacağıma işarettir? bahar temizliğini mart ortasına bırakan yüreğim, bu sefer başarabilecek mi ayağa kalkmayı?

    şarkılar…beni bir tek yalnız bırakmayan onlar. ne dostlar, ne kitaplığımın tarih öncesinden gelen kokusu, ne içime yakan ateş, ne yanaklarıma düşen tuzlu su…ve işte şarkıda dediği gibi “her sözde her gözde şefkat aramam, kırıyor kalbimi sonunda nasıl olsa”

    sanırım aşk gitmeye yüz tutunca en son hamlelerini hoyratça yapıyor. “boşluğuna” geliyor insanın. şarkılarla, anılarla, rüyalarla en ücra, en müstehcen köşelerine şahbaz darbeler vurup kaçıyor. izliyor kıvranışınızı. aşk ölümün eşiğinde bile aşk’lığından kaybetmiyor.

    yazının başlığı ölmeye yüz tutmuşken son hamlelerini hoyratça kullanan bir aşkın, bir vakitler neşe içinde mırıldandığı en sevdiği şarkı dizesidir. onu hala seviyor muyum? belki en sıkışık vakitlerimde hüznümü, belki en rahat zamanlarımda huzurumu, belki en mutlu olduğum günlerde gözlerimin pırıltısını paylaşamadığım için özlüyorum.

    dün seni gördüm rüyamda

    arnavut kaldırımlı taş sokakta…

  • tuana…

    0

    dağlarına karlar yağan tuana. cennetin bahçelerine düşen ilk yağmur tanesi. ilk duyduğumda eğreti gelip de sonra ömrümün ortasına çöken sevda haresi. bitmeyi becerememiş bir aşkın doğmaya fırsat bulamamış meyvesi.

    bırakmaz hiç peşini, hayatın ateşini… bir damla bile olsa, ateşle birdir özü. yangınların sonudur tuana. kül değildir, ama alev de değildir. ısıtmaz ama üşütmez de. ılık bir damladır yüreğe düşen. içini titretir insanın sadece ilk an.

    yükselen bir ağıttır, gittiği yeri kendi bile bilmez. akıp giden bir şarkıdır, karanlık odaların izbe duvarlarında hapsolur…sahipsiz.

    uyanıp da gelesidir. yüreğini kan ağlatandır insanın.

    dağlarına karlar yağan tuana. cennetin bahçelerine düşen ilk yağmur tanesidir.

    tuana, benim hiç doğmayacak kızımın ismidir.

    ah, akıp gider oyun akıp gider

    devam eder hayat

  • far away

    0

    oldukça karanlık bir gecenin ortalarına doğru yazılmış, olabildiğince yalın bir yazı. seni özledim. şu anda seni çok özledim.

    gezdiğimiz yollar, konuştuğumuz konular, oturduğumuz banklar…neden aklımdan bir türlü çıkmak bilmiyor? bilemiyorum. neden 2. sınıf aşk romanlarındaki kadar hayalperest ve aptalım ki? neden “senden bir kaçış varsa bile kurtuluş yok”?

    yaşlandım ve yoruldum son 1-2 sene içinde. çokça eksildim kendi içimde. gözüm kesmiyor artık sil baştan’ları, yeni başlangıçları… ağlamak isterdim belki halime lakin..”gözlerim bitti” derler ya. gözlerin ve sözlerin bittiği bir uçurum kenarında hissediyorum kendimi

    onca umudun, hayalkırıklığının ardından neden hala seni düşünüyorum? neden hala seni özlüyorum ben? sen benim gibi bilmemkaç hikayeyi eskitmişken -belki-; ben neden ardımda bırak(a)mıyor, eskitemiyorum seni?

    seneler önce ilk gidişinde dinlediğim şarkıları dinliyorum yine. bir başka mart ayının başında yine acı çekiyorum. daha acı çekeceğim çok aybaşları, aysonları, mevsim sancılarım var. hiç gerçek olmayacak bir hayalin içinde hapsolacak ve o hayale aşık olacak kadar aptalım ben işte.

    hepsi bu.

    now every word is like a knife, but the silence cuts you twice…

  • ı ıh…olmamış

    0

    intro’suyla içimde bir umut oluşturan we could be the same 45. saniyesinden itibaren çekilmez bir üçüncü sınıf rock parçasına dönüştü. ingilizce bilmeyen vokalin no meadır vat dey seay diye terennüm etmesi iyice kulak tırmaladı.

    http://www.webkalem.com/wp-content/uploads/manga.jpg

    şarkının nakaratı yok,sözler ilk dinlemenin ve trt kaydının etkisinden olsa gerek anlaşılmaz. ayrıca ingilizce şarkıya göre fazla uzun dizeler var. grup normal şarkıları  erovizyon şarkısı dediğin şeyin bir sene boyunca milletin ağzından düşmeyecek sloganist bir nakaratı olmalı. ama yok, manga’nın bu şarkısında ne intro ne outro ne chorus ne bişey…

    müzikal altyapı zayıf, manga kalitesinden eser yok. öyle boş kaldıklarında eğlencelik yazdıkları bir şarkı gibi duruyor. ritm oldukça ağır, kitleleri coşturacak pogo yaptıracak biratmosfer yaratmıyor. şimdi gene her zamanki geyikler döner, ozan çolakoğlu gelecek de şarkıyı “milli” motiflerle süsleyecek.

    erovizyon’a bu milli bakışla gitmemiz zaten işleri rayından söküp atıyor. katılımcılar trt’den para koparmak için albümlerine kafalarına silah dayasan koymayacakları şarkıları veriyor. bizimkiler de bayrak sallamaya en dandik şarkılarla erovizyona gidiyorlar.

    sen bir kadın çizeceksin’i yaz, dünyanın sonuna doğmuşum’u yaz, her aşk ölümü tadacak’ı yaz, sonra git no meadır vat dey sey diye erovizon için saçmala. yani bunu yap da para için yaptığını bu kadar belli etme be manga!

    avrupa’ya kaliteli işleri götürmeyip böyle maymunlukları gösterdikçe adamlar daha bizimle çok dalga geçer “siz deveyle mi seyahat ediyorsunuz” diye. bu şarkı 2000′lerin başından kalma eski özenti bir iş. başka bir şey değil.

    bu işi layıkı vechiyle yapan tek katılımcı mor ve ötesi’dir gözümde. deli gibi bir tane daha şarkı yazsınlar, -hem türkçe, hem anlamlı, hem müziaklitesi güçlü…- ben de bir daha kimseyi eleştirmem.

    gece gece asabiyet sahibi yaptınız lan beni!