Bir süredir kalem kağıdı elime alıp mal mal bakınıyorum etrafa. Yazacak çok şey var da sanki kelimeleri birbirine bağlayamıyor gibiyim.

Nöronlarımın deli gibi patlamalar yaşadığını hissediyorum. Lakin yazmaya mecalim yok gibi. Gırtlağımın son boğumuna kadar gelen sözler, dudağımın ucunda buharlaşıp havaya karışıyor. Ses tellerime üflediğim hava dışarıya bir delinin çığlığı gibi anlamsız bir gürültü halinde fırlıyor.
Yine geceleri sabaha uyanık kavuşturuyorum. İçimde sanki yarım kalmış bir senfoninin hüznü ve ben kafayı sıyırmış bir orkestra şefiyim.
Düsturumuz belli; “düşmanını yenmek istiyorsan, önce onu anlatmakla başla işe.”
