Archive for Şubat, 2010

  • ivedik 3: diğer ikisinden iyi, yahşi batı'dan kötü

    0

    serinin üçüncü filmi vizyona girdi. hatta çıkmaya yaklaştı. dünyanın en iğrenç adamı recep ivedik, 2 filmde yakaladığı gişe başarısını üçüncüde perçinledi. filmin ilk bölümünde kalite çıtası biraz daha yükselmiş gibi görünse de ikinci bölümde eski ivedik üslubu(!) söz konusydu.

    http://www.haber.pro/resimler/Recep-Ivedik-3-4.jpg

    o gün pek de sinema heyecanıyla yanıp tutuştuğum bir gün değildi. akşamüstü iş dönüşü sıkıcı bir atmosfer vesaire, vesaire… telefonuma gelen mesaja şaşırdım. “iwedik 3′e gidiyoruz biletini aldık yarım saate akm’de ol :)

    daha önceki filmleri kaçak yollardan izlemiştim. şimdiyse ilk kez bir recep ivedik filmine 6 liramı feda edecektim. saati geldi grupla birlikte yerimizi aldık.

    efendim bunca uzun girizgahın ardından klasik eleştirmen moduna girelim. recep ivedik malumunuz absürt komedi tarzında bir film. fildmeki pek çok espiride bu absürtlüğe yatkın şekilde işlenmiş. arada denk gelen bir kaç güzel espride aratılarak ziyan edilmiş. yine ivedik 3′te bütün espri fragmanda harcanmış.

    hiç iyi yanı yok muydu derseniz; bu kez bir olay örgüsü vardı. rastgele yazılmış bir film değildi. belli bir neticeye vardı ve yine togan gökbakar’ın imzası olarak sonu duygusal bitirildi. ayrıca filmin ilk yarısındaki esprielr genel anlamda komikti. recep ivedik’ten beklenmeyecek bir performanstı. özellikle terapi ve kütüphane sahnelerini beğendim. açılış’taki kadın günü sekansı da iyiydi.

    ancak 2. bölüm de klasik ivedik tarzı komedi(!) öğeleri kullanılmış iğrenç sahnelere izleyenlerin gülünmesi istenmişti. sırf filmi uzatmak için olmadık skeçler eklenmişti. 2. bölümünde çıkasım geldi, ama özentilik yapmamak için çıkmadım.

    özetle; recep ivedik 3, dünyanın en iğrenç adamının anlatıldığı diğer 2 filminden bir parça daha iyiydi. ama eşeğe altın semer vursan yine eşek. hiç bir zaman bir cem yılmaz filminden daha “kaliteli” olamaz.

    dipnot: filmden anlıyoruz ki recep galatasaraylıymış, bu nasıl gönderme lan :)

  • emreaydın strikes back!

    0

    “adam olmaz senden” triplerine girip sırf bu tavırdan bir albüm çıkaran adam emre aydın, bu kez namluyu yüreğimizin en karanlık tarafına, yalnızlıklarımıza doğrultuyor.

    http://i34.servimg.com/u/f34/11/97/91/88/logo10.gif

    şunu belirtmek gerek, resmi fan club tarafından sızıdırılan yeni albüm parçası “beni unutma” sound olarak eski albümün oldukça ötesinde. daha daha kaliteli müzikler dinleyeceğimizin habercisi olmuş. emre aydın 2. albüm için kendini geliştirmiş dedirtiyor. sözler genel emre aydın karamsarlığında. insanın boğazına birşeyler düğümlerken bir anda yükselen ritmleriyle üst perdeden “yoksun” diye haykırarak dışarı atıyor biriktirdiği yoğunluğu.

    ama şarkıda yine emre aydın türkçesinden güzide örnekler mevcut. “nunutmaaa, hımmeni nunutmaa” diye bağırması 2-3 dinlemeden sorna kulak tırmalıyor. biraz büyü artık emre. müziğin büyüdü, yorumun da büyüsün artık. bizimle yaşlandın, biz de seninle…

  • olması gerektiği gibi olan program : JDownloader!

    0

    Bu sıralar çok partlı pek çok dosyayı (film, program vs.) indirirken karnıma giren ağrılara java fincanında bir çare buldum. Süre engeline takılmadan, premium hesap hızında download yapmamızı sağlayan üstün br program. Hem de sistem kaynaklarını sömürmeden, ağı yavaşlatmadan çalışıyor.
    » Read the rest of the entry..

  • Kurtlar Vadisi Gladio'yu İzledim

    0

    Kurtlar’ın son macerası Gladio’yu vizyonda izleyemedim. Ama DVD’sini edindim ve bir gece sabah karşı biraz da önyargılarımla beraber seyrettim.Harika. Tek kelimeyle harika bir film.DVD ve VCD’si çıktı. Henüz izlememiş olanlar, alın izleyin.

    http://3.bp.blogspot.com/_NFVTBDzrJ8g/SyVSkxjAuLI/AAAAAAAAHTA/_g_GWUAHjA0/s400/Kurtlar-Vadisi-Gladio-10.jpg

    Açıkçası Kurtlar Vadisi Pusu’nun verdiği ifrit duygusuyla ön yargılı izlediğim filmi genel anlamda Pusu ve Gladio’yu karşılaştıran bir gözle takip ettim. Ama başta da dediğim gibi Pusu ile hiç alakası olmayan harika bir film.

    Sadullah Şentürk’ün Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde gösterdiği düşük performansın üstüne ilaç gibi bir film öneriyorum; Kurtlar Vadisi Gladio. Gerçekten de hem yönetmenin hem de senaristlerin bir süredir kendilerinden tiksinme noktasına getiren senaryo ve reji anlayışlarının çok uzağında yapılmış bir işti.

    Film Özal’ın şaibeli ölümünü, Cem Ersever suikastini, 28 şubat’ı ve Sarıkız darbesini içeren süreçte bu sürecin baş aktörlerinden biri olarak lanse edilenİiskender Büyük’ün devlet içindeki konumlanışını anlatıyor.

    Kurtlar Vadisi Gladio’da eski Kurtlar Vadisi tadını aldım. Filmdeki tüm karakterleri bir şekilde gerçekle bağdaştırabilmek mümkün oldu. Notacı paşa, Yetim paşa, Bülent Fuat Aras, İskender Büyük ve savcı karakterleri gerçekleriyle tam anlamda örtüşüyordu.

    Prodüksiyon anlamında Şaşmaz Biraderler yine kaliteli bir iş çıkarmışlar. Bu filmden çıkardığım yegane sonuç Pana Film’în daimi senaristleri bir süre dinlenip kafaları rahatladığında gerçekten iyi yazabiliyorlar.Diiyalogları yerli yerinde ve tamamlayıcı, olay örgüsü mantıka uygun, süre uzatmaya yönelik hatalara düşmeyen, reji olarak bakarsak da kamera açıları sürükleyici, merak öğesini tam anlamıyla taşıyıp izleyici son ana kadar kendine bağlayan bir macera filmi izledim.

    Filmde tek göze batan husu -ki o da Pusu ile mukayese ederek gittiğimden- İskender bunca icraati yaparken ne ara Polat ve ekibine musallat oldu? Şayet Sarıkız darbesi esnasında ise tarihler birbirini tutmuyor. O noktada kafam karıştı ama velveleye vermedim.

    Film görevi herşeyden üstün tutan bir adamın bile bir kadın karşısında nasıl dizlerinin bağının çözüldüğünü iyi aktardı. Kimileri buna İskender’in aptallığı/senaryo aksaklığı gözüyle baksalar da bu iyi bir senaryo detayıydı.

    Bu arada Fuat Aras’ın ölmeden evvel adalara gidişi sanırım serinin ilk dizisine bir göndermeydi.

    Film’de Özal’ın ölümü, Fuat Aras’ın CNN Türk’deki haber bandının içinde İskender tarafından farkedilmesi, Ersever-İskender diyalogları ve Ersever suikastı sahneleri tam anlamıyla enfesti.

    Öte yandan film 90′lı yılların havasını da başarıyla vermiş. Binalar, ev gereçleri, mobilyalar, otomobiller ve kıyafetlere varana kadar bütün detaylarıyla o dönemi yaşatmayı başarmış. Manda kasa mercedes vardı bu filmde. Daha ne isterim bir 90′lı yıllar çocuğu olarak! :)

    Müzikler harikulade. Film içinde o kadar iyi oturtulmuş ki dizideki gibi rahatsız etmiyor. Gökhan Kırdar bu soundtrack işini götürdü hacım. Adam enstrumanların yeni piridir benim için.

    Tabii ki filmin başrol oyuncusu Musa Uzunlar…Etkileyici bir performanstı, hem gençliği hem yaşlılığı hem de huzurevi sahneleriyle. Ayakta alkışlıyorum.

    Pusu’yu 80. bölümü itibariyle bırakmış biri olarak, Pana Film ekibine hakkını teslim etmeliyim. Kafaları rahat olunca çekimlerde acele etmeyince gerçekten eskisi gibi iyi işler çıkarabiliyorlar.

    DVD ve VCD’si çıktı. Henüz izlememiş olanlar, alın izleyin.

  • bunu unutma, hatırla ama…

    0

    http://img294.imageshack.us/img294/9375/yney.jpg

    ve gitti işte ten ve dünya telaşından uzak sevgili. gitti o ve dağların ardına battı güneş…battı güneş… dağların ardına…

    tanbur’un hüzünlü sesinde, yılmaz bir erdoğan kederiyle gelsin. dünyevi ve ilahi tüm aşıklara.

    bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin, ayrılık atına eyer vurdun inadına.
    ama bizi unutma, hatırla ama.

    sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar; yeryüzünde de var, gökyüzünde de var.
    eski dostla ettiğin yemini,
    hatırla ama.

    sen her gece ay değirmisini başına yastık edince yollarda,
    dizime yattığın geceleri,
    hatırla ama.

    sen ey, hüsrev’i kendine kul, şîrin gibi bir nice güzeli esir eden,
    aşkının ateşiyle tıpkı ferhat gibi benim ayrılık dağını delmede olduğumu,
    hatırla ama.

    bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında

    bir aşk ovasını görmüştün hani;
    safran dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş.
    bunu unutma, hatırla ama.

    ey tebrizli şems,
    dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
    benim dinim senin yüzünle övünür, ey sevgili.
    bunu unutma, hatırla ama.

  • tekel’ciler beter olsun

    0

    http://www.haberbu.com/haber_resim/tekeli%C5%9F%C3%A7ilerieylemn.jpg

    kendi hesabıma tekelcileri hakkındaki görüşüm budur. son dönemde ak parti’yle çok mezvuda karşı karşıya gelmiş ipleri kopartma noktasına varmış olsam da bu mevzuda arkalarındayım.

    gün oluyor, sıkışıyorum paraya. üç işte birden çalıştığım oluyor. aldığım para 400 tl’yi geçmez. bu adamlar binlerce tl’yi cebe indirip yatarken ben neticemden ter akıtarak ufacık bir kaynak yaratmanın derdindeyim. ve şimdi bu adamlar üç paralık devrimci jargonuyla “haklarını” istiyorlar.

    kıdem tazminatlarını almışlar; açlık grevine, iş bırakmaya gidiyorlar. iş bırakmak için önce çalışmak gerekir. bilmelerini isterim.

    bu memleket hep böyle. kuyruğuna basana kadar hukuk yok. basıldığında “adalet, eşitlik” diye ağlıyor herkes. send arbe planlayacaksın, bunun için raporlar hazırlayacak toplantıalr düzenleyeceksin, içeri alınınca da hukuk diyeceksin.

    tekel işi de buna benzer seyrediyor nedense, aylarca hatta yıllarca benim elektrik senin su faturandan toplanan onca parayı cebe indiren işçinin aklına şimdi özgürlük eşitlik geliyor.

    gençten iki-üç sünepeyi arkalarına takmak için de ordan burdan apartma bir devrimci jargon atıyorlar ortaya. komedinin büyüğü, sendikacılığın daniskası.

    tekelcilere sözde “hakları” verilirse, bundan sonra su faturası ödemeyeceğim. götünü devirip bin küsur lira maaş almak işçinin hakkıysa, bedava su da benim hakkım!

  • HP’nin Mac’i çıktı!

    0

    Kibar ve performanslı bir laptop arayanlara özel bir tavsiyem var. Pavilion dm3 :)

    Turkcell’in 3G kampanyası kapsamında elime düşen HP’nin yeni ürünü Pavilion Dm3, dış görünüşüyle kibar, iç yapısıyla sağlam ve performanslı bir grafik çiziyor.

    Tasarımı büyük ölçüde macbook pro’ya benzeyen cihaz, macbook air’e yakın bir incelikte ve bir apple ürününden oldukça ergonomik.

    Core2Duo 1.3 işlemciye sahip ve 2GB ram’i olan minik, Windows 7′nin deneyimini üst seviyede yansıtacak ölçüde dirayetli.

    Dm3 13.3” bir monitre sahip. Ancak optik sürücüsü yok. Bunun için harici çözümlere başvurmak gerekiyor.

    Klavye oldukça kibar. Yine mac’ten ve vaio’lardan öykünülen aralıklı tuş dizaynı ve tamamı aluminyum kaplama oldukça hoş bir görüntü çiziyor.

    Touchpad’de pavilion çizgisi mevcut. Yine parlak bir cam kullanılmış ki, bu da kirli bir görüntü oluşturuyor. Pavilionlara has bir özellik olarak touchpad’e yakın yerde herhangi manyetik bir alet(CD,DVD hatta Zippo Çakmak) bulundurmak dokunmatik kullanımını zorlaştırıyor.

    Ufacık boyutuna rağmen port sayısı açısından oldukça zengin. Sırayla (soldan sağa) sayacak olursak:  güç girişi, ethernet portu, VGA çıkışı, HDMI girişi, 2 USB port, 5-in-1 kart okuyucu, kulaklık ve mikrofon girişi.

    Sağ tarafında ise güç düğmesi, wi-fi düğmesi, 2 adet USB port ve fan çıkışı yer alıyor.

    Cihazın dahili hoparlörleri bir klasik olarak Altec Lansing marka stero haporlörler bulunuyor.Bunlar dizüstünün ön kısmının alt tarafında bulunuyor, buna rağmen ses net ve açık.

    Sonuç:

    Performans ve tasarım bakımından gayet kullanışlı olan Dm3 klavyesi bakımındanda aradığımı bulmamı sağladı.İnce yapısıyla da şık görünen cihaz pek çok ihtiyacı çok çok rahat karşılayacak seviyede.

    Artılar +

    Klavye çok kullanışlı

    Giriş ve çıkışların yerleşimi çok iyi

    Sağlam dış yapı

    Eksiler -

    Touchpad hassasiyeti iyi değil

    Touchpad kir tutuyor.

    Anlayacağınız HP yapmış yine yapacağını :)

    not: resimler http://www.notebookplatformu.com adresinden alınmıştır.

  • ilk yazı

    0

    gitmek mi yitmektir kalmak mı, artık; bilmiyorum.
    yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep…
    ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine…
    bilemem, belki bu yüzden ben sana
    yanlış bir yerden edilmiş bir büyük yemin gibiydim.

    ****

    beni hep aynı yerimden yaralayan
    o eveyine de döneyim istedim.
    ah benim sesimle söylesem de,
    inanmazlar; benzemiyor çünkü bir dile.

    ****

    döndüğüm, döndüğüm  ama döndüğüm…
    döndüğüm  bu sema sensin; döndüğüm…

    sen benim kara ömrüme vuran,
    suyumu harelendiren sevincimdin.

    onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
    titreme daha fazla kalbim!..
    bağışla kendini artık!..
    onu da bırak gitsin!..
    o senin en ezel gününden kaderin…
    sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin.

    ****

    bir masal, bir taş ağırlığında olabilir mi?
    olurmuş meğer!..
    birlikte bir masala inanmak istedim ben seninle, sadece bu!..
    sen beni tek
    tek
    bıraktın.